Meslek Yüksekokulu'nu yeni bitirmişim. Tabi üniversitede okurken saçlar uzatılmış, almış başını gitmiş. Aylarca o uzun güzelim saçlarla gezilmiş, dolaşılmış, tozulmuş.
Günü gelip baba ocağına geri dönünce de "Ne bu saçların hali?" sorusuyla karşı karşıya alınmış. Ayna karşısına geçince de "Eh şu saçları bir hal yoluna koymak gerek galiba." diye de düşünmüyor değilim.
Bu düşüncelerle caanım saçlarımı emanet edecek bir berber aramaya koyuldum. Berber arıyorum çünkü üniversiteye gitmeden önce, evimizi yeni değiştirmiştik ve evimiz eski berberime gidemeyecek kadar uzaktaydı. Kendime yeni bir berber edinemeden üniversitenin yolunu tutmuştum. Eşe dosta sorup iç açıçı bir yanıt da alamayınca aradığımı berberi deneme yanılma yoluyla bulmaya karar verdim.
Sokaklarda, caddelerde bu berberin tabelası nasılmış, şu berber iyiye benziyor sanki diye düşünürken birkaç gün geçti. Sonunda dışarıdan eli ayağı düzgün bir yere benzeyen ve biraz da pahalı türden bir mekana girdim. Mekanın pahalı olması önemliydi çünkü kafa kel değildi ve saçlar bir kaza kurbanına gidemeyecek kadar özenle uzatılmıştı.
Mekana girdim, içerisi tenhaydı. Gittiğim sıra hafta içiydi ve mesai saatiydi. Bu nedenle kimsenin olmamasına şaşırmadım ve mekan pahalı elbette çok kalabalık değildir diye içimden geçirdim.
Beni genç bir çalışan karşıladı, saç tıraşı olmak istediğimi söyledim ve beni bir koltuğa oturttu. Saçı kesecek kişinin genç olması önemliydi çünkü belli bir yaşa ermiş berberler siz ne kadar "saç şöyle olsun, önler böyle olsun, arkalar uzun kalsın, yanlara makine vurma!" deseniz de, tıraş bittiğinde berberin el alışkanlığıyla kendi alıştığı, bildiği kesimle baş başa kalıyorsunuz.
"Nasıl keselim?"
dedi genç.
"Valla, iyi bir toparla, Saçlar çok uzadı. Çok da kısa olmasın. Enseleri de çok kısaltma." dedim.
Çocuk bir yandan eliyle saçlarımı yoklarken bir yandan da camdan derin derin bana bakıyordu.
Abi saçların çok güzel, bayağı uzun. Bunlara kıyma. Güzel bir tarz yapalım sana, dedi.
Nasıl bir tarz dedim?
Şöyle üstleri uzun tutarız, ortaya toplarız, enseleri uzun tutarız tararız, yanları toparlarız dedi.
İyi bakalım, yap şöyle güzel bir kesim dedim.
Peki dedi işe koyuldu.
İlk başlarda kesim bayağı sıradan gidiyordu. Bir yandan tedirgin tedirgin çok kesmese bari diye düşünüyorum, bir yandan kırıkların düzeldiğini görüp iyi oldu toparlattığım diyorum.
Böyle böyle çocuk kesti, etti, işini bitirdi.
Görünürde kesimi de tarzı da iyiydi.
Gel gelelim asıl olay saçı tararken patladı.
Çocuk fön aletini eline aldığında içinden sanki başka biri çıktı.
Alttan girdi, üstten çıktı, saçları o biçim yaptı. O saçları taradıkça benim yüzümde, hakim olamadığım bir gülümseme, daha doğrusu sırıtış oluştu.
Çocuk bana bildiğin apaçi saçı yapmıştı.
Na böyle:
Ben bir yandan çocuğa ayıp olmasın diye gülmemeye çalışıyordum. Niyeyse o an çocuğun yaptığının bana ayıp olduğu aklıma gelmiyordu.
Güldüğüm anlaşılmasın diye yere bakarak parayı verdim ve oradan ayrıldım. Sokağa çıktığımda kendimi hem çıplak gibi hem herkes bana bakıyor gibi hem de pantolonsuz dışarı çıkmış gibi hissediyordum.
Herkesin size baktığı duygusu insanlara zaman zaman gelebilir ama bu bendeki duygu değildi. İnsanlar gerçekten yanlarından geçerken bana bakıyordu.
Saçım giyim tarzımla uyumlu olsa belki bu kadar yadırganmazdı ama üstümde de enine çizgili, yakalı, tam bir dayı t-shirtü vardı.
O da na böyle:
Sokaklarda hızlı hızlı yürüyüp bir an önce eve varsam diye düşünürken bir yandan da arabanın camlarından kendime bakıyor ve kendime kıs kıs gülüyordum.
Eve vardığımda asıl cümbüş beni evde bekliyordu.
Kapıyı açar açmaz annemin o korku dolu bakışları, çabuk git o saçlarını kestir diye bağırması. O bağırdıkça benim kestirmeyeceğim diye üstelemem, bildik sıradan şeylerdi.
En sonunda baskılara dayanamayıp banyoya girdim ve o apaçi saçlar bir daha geri gelmemek üzere sıcak suyun altında eridi, gitti.
Duştan çıktığımda ben yine o eski naif, saçları yandan tarayan, sıradan ben olmuştum.
Bu da böyle bir anımdı ve bitti.

