Adıyaman; Nemrut’un, Komagene Krallığının, Arsamiea’nın ili. İtiraf etmeliyim ki çiğ köftecilere verilen Komagene ve Arsamiea adlarının nereden geldiğini, bu adların Adıyaman’daki tarihi medeniyetlere ait olduğunu bilmiyordum. Belki de zamanın birinde bu bilgiler kulağıma çalındı ve ben bunları unuttum, bilemiyorum.
Adıyaman deyince pek çokları gibi benim de aklıma elbette Nemrut geliyordu ve daha önce görmemiş biri olarak Adıyaman’a giderken olmazsa olmazım Nemrut’u görmekti.
Adıyaman’a Gebze’den otobüsle gidiyorum. Telefonumda Hande Yener’in Apayrı albümü çalıyor. Bu albümün Türk Müziğinde adı gibi ayrı bir yeri olduğunu söyleyen Hande Yener hayranları çok. Bu özel albümün harika şarkılarından biri de işte; Yola Devam. Sözleri günün anlamına uygun:
"Yüreğine güneş koy,
Yüreğine bulut koy,
Yüreğine yıldız koy, yola devam!"
Yola Devam şarkısı hevesle çıktığım bu yolda enerjimi yüksek tutmamı sağlıyor.
"Yüreğine güneş koy,
Yüreğine bulut koy,
Yüreğine yıldız koy, yola devam!"
Yola Devam şarkısı hevesle çıktığım bu yolda enerjimi yüksek tutmamı sağlıyor.
Otobüs Gebze’den Sakarya-Bolu-Ankara yolunu takip ederek, geceleyin Ankara’ya girip AŞTİ’den yolcusunu aldıktan sonra güneye doğru inip Aksaray’a, Aksaray’dan da Adana’ya yol alıyor. Ankara ve Aksaray gecenin karasında geçilirken, Adana’dan sonra Osmaniye ve Maraş’ta sarı sarı tarlalardan, düzlüklerden geçip önce Adıyaman Merkez’e, sonunda da Kahta’ya ulaşıyorum.
Kahta Otogarında beni, bana gezimde eşlik edecek olan arkadaşım karşılıyor. Nemrut Dağı’nın manzarasının en güzel olduğu zamanlar gün doğumu ve gün batımı olduğu için gün batımında orada olacak şekilde kendimizi ayarlamak istiyoruz. Bu yüzden başka yerlerde zaman geçirip gün batımına Nemrut Dağı'na çıkacağız. Şunu da söylemek gerekiyor ki gün batımını izleyeyim deyip geç saate kalırsanız içeriye alınmama durumuyla karşılaşabilirsiniz. Çünkü Milli Park’tan sınırları içinde, yukarıya çıkış belli bir saatten sonra yasak. Milli Park’ın girişiyle Dağ’ın zirvesi arasında epeyce ve meşakkatli bir yol olduğu için eli çabuk tutmak ve zamanlamayı iyi yapmak önemli.
İnternette kısa bir araştırma yaptıktan sonra Adıyaman’da gezilip görülmesi gereken yerlerin büyük çoğunluğunun Nemrut Dağı sınırları içinde olduğu anlaşılabiliyor. O yüzden ilk durağımız güzergahımızın dışında, terste bulunan Sahabe Safvan bin Muattal’ın (a.s.) gömütü. Safvan bin Muattal (a.s.) Hz. Aişe’nin (a.s.) ifk olayında adı geçen, Hz. Aişe kervandan geri kalınca onu bulan, sefere çıkan ordunun geri hizmetinde bulunan önemli bir sahabe.
Gömütü Adıyaman’ın Samsat ilçesinde. İlçe merkezinden uzakta büyük bir alanda konuşlanmış. Çevresinde gömütlük, çamlık olan, küçük bir türbesi bulunuyor.
Türbe ziyaretini bitirdikten sonra yavaş yavaş Nemrut’a uzanıyoruz. Nemrut Dağı Kahta’nın merkezinden arabayla yaklaşık 1 saatlik uzaklıkta. 1 saatlik bu mesafenin yarım saati dağ yollarını çıkmakla geçiyor. Kahta’dan düz bir şekilde gelen yol belli bir noktadan sonra iniş çıkışlı ve dönemeçli bir hal alıyor.
Yol üzerinde ilk olarak karşımıza Karakuş Tümülüs’ü çıkıyor. Komagene Krallığının Kraliçesi namına yapılmış, bir tepe çevresine konulmuş üç tane heykel bulunuyor. Heykellerin durumu genel olarak iyi. Heykellerin sırtını yasladıkları tepeye çıkıldığında harika bir panoramik manzara ayaklarınızın altına seriliyor.
Tümülüs’ten ayrılıp Adıyaman-Sincik Yolu üzerinden yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Sıradaki durağımız Cendere Köprüsü. Oldukça engebeli, dik iniş-çıkışları, keskin dönemeçleri olan bir yol bu. Hatta yola yeni dökülen asfaltın yer yer çöktüğü ve yolun koptuğu görülüyor. Aman dikkat!
Tedirgin edici ve kısmen tehlikeli bu yolun sonunda Cendere Köprüsü solumuzda beliriyor. İşte burası harika bir yer. Gerek köprünün kendisi, gerekse köprünün hemen arkasındaki kanyon eşsiz güzellikte. Bu ikisine tertemiz ve berrak mı berrak akan dere de eklenince tam bir doğa harikası meydana gelmiş.
Derede yüzen, derenin kenarında mangal, piknik yapan insanlar… Cendere Köprüsü’nü tarihi bir yer olarak bilip böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmediğimiz ve hazırlıksız, yani şortsuz geldiğimiz için öylesine hayıflandım ki, şu an bile o suya giremeden geri dönmüş olmaktan ötürü üzüntülüyüm.
Cendere Köprüsü’nden ayrılmayı hiç istemiyoruz ama Nemrut Dağı’na geç kalmamak adına gözüm arkada kalarak, buruk bir şekilde köprüyü geride bırakıyoruz.
Şimdiki hedef, asıl amaç olan Nemrut Dağı. Geldiğimiz yoldan ileriye doğru devam ederek Nemrut Dağı yoluna koyuluyoruz. Kısa bir süre köy yollarında ilerledikten sonra Nemrut Dağı Milli Parkı’nın girişine varıyoruz. Milli Park’ın girişinden itibaren Nemrut Dağı’nın başına kadar yol geniş ve kaldırım taşı döşeli.
Yüksek eğimli yoldan yukarı doğru arabayla tırmanmaya başlıyoruz. Milli Park içerisinde yaşamın ve yerleşimin olduğu köyler bulunuyor. Bu yüzden yol boyunca hayvan güden insanlar ve yolda yürüyen hayvanlarla karşılaşıyoruz.
Yine bir süre tırmanışın sonunda tarihi Arsamiea kenti karşımıza çıkıyor. Burada görülmesi gereken tarihi yerleri gezip Nemrut’a devam ediyoruz.
Çık, çık, çık… Çıktıkça bitmeyen, gittikçe uzayan bir yol bu. Her geçen dakika burayla ilgili ne kadar bilgisiz ve hazırlıksız olarak yola çıktığımızı daha iyi anlıyoruz. Nemrut Dağı’nın yüksek bir yerde olduğunu biliyorduk ama Dağın zirvesinde, gerçekten en tepesinde olduğunu bilmiyorduk.
Nihayet arabaların park ettiği, insanların sığındığı kafe tarzındaki bir tesise gelebildik. Eskiden burada bu tesis bulunmuyormuş. Arabayla daha yukarıda gidiliyormuş. Yakın zamanda bu tesisi yapmışlar ve artık sözü edilen yukarıya insanlar kendi arabalarıyla değil, ring yapan minibüslerle gidiyorlar.
Tesisin güzel bir seyir terası var ama bu teras yukarıdaki manzaranın yanında hiçbir şey. Aslında en başında söylemem gereken şeyi şimdi söylemeliyim. Nemrut Dağı’na gidecekseniz kesinlikle yanınıza kazak ve yağmurluk almalısınız. Aksi takdirde bu gezi sizin için büyük bir eziyete dönüşebilir.
Dağın zirvesi yaz, kış mevsimi; açık, kapalı hava fark etmeksizin soğuk. Bu nedenle; tesiste 20 lira verip alabileceğiniz, işiniz bitip geri verdiğinizde 10 liranızı iade alabileceğiniz şekilde battaniye kiralıyorlar. Kiralık yağmurluk da var ama yağmurluğun pek işe yaradığını söyleyemeyeceğim.
Kendimizi tesise attığımızda sicim gibi bir yağmur başladı. Değil zirveye çıkmak, tesisten dışarıda adım atmak olanaksız. El mahkûm yağmurun dinmesini bekleyeceğiz. Gün batana, yukarıya çıkış yasaklanana kadar yağmurun durup durmayacağı bilinmez. Pek duracağa da benzemiyor. Bunca zahmetli yolu aşıp da görmeye geldiğimiz yere varamadan dönme ihtimali çok iç karartıcı. Yaklaşık 45 dakika-1 saatlik bekleyişin ardından yağmur tam durmamış olsa bile ne olacaksa olsun deyip ring minibüsüne kendimizi atıyoruz. Üstümüzde yalnızca t-shirt olduğu için elbette battaniye kiraladık. İyi ki de kiralamışız.
Meğer ring minibüsleriyle de belli bir yere kadar gidilebiliyor, ondan sonrasında bir süre daha yürümek gerekiyormuş. Minibüsten inip yağmurun ve rüzgârın etkisiyle daha da göz
korkutucu görünen merdivenlere kendimizi vuruyoruz. Epeyce bir merdiven çıktıktan sonra merdivenler de bitiyor ve patika başlıyor. Patikada da yürüdükten sonra nihayet o hepimizin bildiği, fotoğraflarını gördüğü, kartpostallarda yer alan bin yıllık heykellere varıyoruz. Böylesine zorlu bir yolculuğun ardından yolculuğun hakkını verircesine her heykelin başında her şekilde onlarca fotoğraf çekilen onlarca insan var. Biz de elbette pek çok fotoğraf çekiyoruz. Bu fotoğrafları sosyal medyada eşimizle, dostumuzla paylaşacağız ama “Kurt kışı atlatır ama yediği ayazı unutmaz.” misali fotoğraflardan ziyade ıslanışımız ve yediğimiz soğuk aklımızda kalacak.
Fotoğraf faslını bitirdikten sonra, hâsıl olan amacımızın mutluluğunu ve rahatlığını yaşayarak dillere destan manzaranın ve güneşin batışının tadını çıkararak ve Nemrut Dağı’nın görmüş insanlar olmanın ayrıcalığı üstümüze sinmiş bir şekilde, değişmiş olarak yolculuğumuzu tamamladığımızı düşünürken Hande Yener’in Yola Devam şarkısı kulağımızda çınlıyor, yüreğimize güneş koyup, yüreğimize bulut koyup, yüreğimize yıldız koyup yola devam ediyoruz...