Yıl 2008. Galatasaray sezona Alman Skibbe ile başlamış. Önceki seneden gelen bir başarısız tablo var. Kadro iyi ama kadronun karşılığı başarı olarak yansımıyor.
Böyle bir durumda başlanan sezonda takım ligde kör topal ilerliyor. Ne tepede ne de yarıştan kopmuş. İddiası sürüyor. Buna karşın Avrupa'da, Avrupa Ligi'nde işler yolunda gidiyor. Zorlu gruptan başarı ile çıkılmış. Takım iyi performans sergiliyor ve iyi futbol oynuyor. İlerisi için ışık veriyor.
Böyle böyle ikinci yarıya kadar süren bu durum ikinci yarının başında ligde art arda gelen başarısız sonuçların ardından değişiyor ve orada burada Skibbe'nin takımdan gönderileceği konuşulmaya başlanıyor.
Sonunda beklenen son gerçekleşiyor ve Skibbe Avrupa Ligi'ndeki Bordeaux ile oynanacak eleme turunun ikinci karşılaşmasının öncesinde gönderiliyor. Takımın başına yuvadan biri, kulüben kendi çocuğu Büyük Kaptan Bülent Korkmaz getiriliyor.
Bülent Korkmaz o zamana kadar herhangi bir teknik direktörlük deneyimi olmayan biri. Hatta, çok değil 2-3 yıl önce takımdan adeta kovularak gönderilmiş bir eski oyuncu. (Galatasaray Bülent gibi birçok efsane oyuncusuna vefasızlık etmiştir.) Yani, ne yapacağı soru işareti. Böyle bir hava ile Bordeaux karşılaşmasına çıkılıyor. Çok heyecanlı ve git gelli bir karşılaşmanın sonunda, son dakikada Sabri tarafından atılan golle tur geliyor.
Böylelikle Avrupa'da yola devam ediliyor. Ancak; Bülent Korkmaz'ın takımın başına gelir gelmez takımın yıldızlarından Lincoln ile sorun yaşadığı söylentileri çıkmaya başlıyor. O Lincoln ki; öyle şımarık, öyle kaprisli bir oyuncu. O kadar ki; musluktan akan su saçlarına iyi gelmiyor, sert oluyor diye saçlarını takımın görevlilerine şişelerde satılan içme suyu ile yıkatan bir adam. Aynı zamanda, üst düzey yetenekli ve takıma katkısı çok büyük bir adam. Neyse efendim... Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Zaten kısa bir süre sonra ateş de görünmeye başlanacaktır. Ki öyle de oluyor ve Lincoln ile Bülent Korkmaz arasındaki sorun sahaya yansıyor...
Bordeaux'tan sonraki rakip Hamburg. İlk karşılaşma dışarıda ve Almanya'dan 1-1'lik bir sonuçla, Hamburg'u elinden kaçırarak, yine de avantajlı olarak dönüyor Galatasaray. İkinci karşılaşmaya da çok iyi bir oyunla ve golle başlıyor. İlk yarının sonucu 1-0. İkinci yarı Galatasaray sahaya daha bir güvenli çıkıyor ve ikinci yarının hemen başında sonucu 2-0'a taşıyor. İşte, ne olursa ondan sonra oluyor ve Hamburg bir gol buluyor. Sonuç 2-1 oluyor. Bu sonuçla bile hala Galatasaray turu geçiyor. Ancak; deneyimsizlik mi dersiniz, beceriksizlik mi dersiniz, ne derseniz deyin. Galatasaray golü yer yemez golün ardından ailece ileriye gitmeye kalkıyor ve çıkarken kaptırdığı bir top dönüp ilk golün bir dakika sonrasında ikinci gol olarak kaleye giriyor. Sonuç oldu mu sana 2-2. İşte şimdi Hamburg avantajı eline geçirdi ve bu sonuçla Hamburg turu geçen yan olacak. Eee! Elin Alman'ı sana benzer mi? Elindeki avantajı hiç kaptırır mı? 2-2'den sonra sonucu değiştirebilecek pek bir şey yapamıyor Galatasaray ve son dakikada gelen gol işi perçinliyor ve Hamburg ikinci yarısında 2-0 geriye düştüğü karşılaşmayı 2-3 kazanıp Galatasaray'ı eliyor.
Sonuç olarak; yazık oluyor. Emeklere yazık oluyor. Her şeyiyle takımını destekleyen taraftara yazık oluyor. Umutlara yazık oluyor. Çocukların hayallerine yazık oluyor. Ertesi gün okula gittiğinde arkadaşları tarafından takımı elendi diye kendisiyle dalga geçileceğini bilip yatağında uykusu kaçarak bir o yana bir bu yana dönen çocukların hayallerine...