28 Ocak 2016 Perşembe

2007/2008 Sezonu Galatasaray'ına Genel Bir Bakış

     Yıl 2008. Galatasaray sezona Alman Skibbe ile başlamış. Önceki seneden gelen bir başarısız tablo var. Kadro iyi ama kadronun karşılığı başarı olarak yansımıyor.
     Böyle bir durumda başlanan sezonda takım ligde kör topal ilerliyor. Ne tepede ne de yarıştan kopmuş. İddiası sürüyor. Buna karşın Avrupa'da, Avrupa Ligi'nde işler yolunda gidiyor. Zorlu gruptan başarı ile çıkılmış. Takım iyi performans sergiliyor ve iyi futbol oynuyor. İlerisi için ışık veriyor.
     Böyle böyle ikinci yarıya kadar süren bu durum ikinci yarının başında ligde art arda gelen başarısız sonuçların ardından değişiyor ve orada burada Skibbe'nin takımdan gönderileceği konuşulmaya başlanıyor.
     Sonunda beklenen son gerçekleşiyor ve Skibbe Avrupa Ligi'ndeki Bordeaux ile oynanacak eleme turunun ikinci karşılaşmasının öncesinde gönderiliyor. Takımın başına yuvadan biri, kulüben kendi çocuğu Büyük Kaptan Bülent Korkmaz getiriliyor.
     Bülent Korkmaz o zamana kadar herhangi bir teknik direktörlük deneyimi olmayan biri. Hatta, çok değil 2-3 yıl önce takımdan adeta kovularak gönderilmiş bir eski oyuncu. (Galatasaray Bülent gibi birçok efsane oyuncusuna vefasızlık etmiştir.) Yani, ne yapacağı soru işareti. Böyle bir hava ile Bordeaux karşılaşmasına çıkılıyor. Çok heyecanlı ve git gelli bir karşılaşmanın sonunda, son dakikada Sabri tarafından atılan golle tur geliyor.
     Böylelikle Avrupa'da yola devam ediliyor. Ancak; Bülent Korkmaz'ın takımın başına gelir gelmez takımın yıldızlarından Lincoln ile sorun yaşadığı söylentileri çıkmaya başlıyor. O Lincoln ki; öyle şımarık, öyle kaprisli bir oyuncu. O kadar ki; musluktan akan su saçlarına iyi gelmiyor, sert oluyor diye saçlarını takımın görevlilerine şişelerde satılan içme suyu ile yıkatan bir adam. Aynı zamanda, üst düzey yetenekli ve takıma katkısı çok büyük bir adam. Neyse efendim... Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Zaten kısa bir süre sonra ateş de görünmeye başlanacaktır. Ki öyle de oluyor ve Lincoln ile Bülent Korkmaz arasındaki sorun sahaya yansıyor...
     Bordeaux'tan sonraki rakip Hamburg. İlk karşılaşma dışarıda ve Almanya'dan 1-1'lik bir sonuçla, Hamburg'u elinden kaçırarak, yine de avantajlı olarak dönüyor Galatasaray. İkinci karşılaşmaya da çok iyi bir oyunla ve golle başlıyor. İlk yarının sonucu 1-0. İkinci yarı Galatasaray sahaya daha bir güvenli çıkıyor ve ikinci yarının hemen başında sonucu 2-0'a taşıyor. İşte, ne olursa ondan sonra oluyor ve Hamburg bir gol buluyor. Sonuç 2-1 oluyor. Bu sonuçla bile hala Galatasaray turu geçiyor. Ancak; deneyimsizlik mi dersiniz, beceriksizlik mi dersiniz, ne derseniz deyin. Galatasaray golü yer yemez golün ardından ailece ileriye gitmeye kalkıyor ve çıkarken kaptırdığı bir top dönüp ilk golün bir dakika sonrasında ikinci gol olarak kaleye giriyor. Sonuç oldu mu sana 2-2. İşte şimdi Hamburg avantajı eline geçirdi ve bu sonuçla Hamburg turu geçen yan olacak. Eee! Elin Alman'ı sana benzer mi? Elindeki avantajı hiç kaptırır mı? 2-2'den sonra sonucu değiştirebilecek pek bir şey yapamıyor Galatasaray ve son dakikada gelen gol işi perçinliyor ve Hamburg ikinci yarısında 2-0 geriye düştüğü karşılaşmayı 2-3 kazanıp Galatasaray'ı eliyor.
     Sonuç olarak; yazık oluyor. Emeklere yazık oluyor. Her şeyiyle takımını destekleyen taraftara yazık oluyor. Umutlara yazık oluyor. Çocukların hayallerine yazık oluyor. Ertesi gün okula gittiğinde arkadaşları tarafından takımı elendi diye kendisiyle dalga geçileceğini bilip yatağında uykusu kaçarak bir o yana bir bu yana dönen çocukların hayallerine...

26 Ocak 2016 Salı

Leylel Hülya Lehelekel Fukara

"LEYLEL HÜLYA LEHELEKEL FUKARA"

Yani diyor ki;

Eğer hayal kurmak olmasa fakir helak olurmuş!

25 Ocak 2016 Pazartesi

Öylesine

Ya ben; izlediğim her film, okuduğum her roman, sevdiğim her şarkı bittiğinde hüzünlenen bir adamım. Sen kalkıp da bana "duygusuzsun!" nasıl dersin?

23 Ocak 2016 Cumartesi

Akbil'i Göze Sokmak

Çoğumuz biliriz... Belediye Otobüsünde eğer yer yoksa insanlar orta ya da arka kapıdan biner ve akbillerini, İstanbul Kart'larını arkadan öne doğru uzatırlar. Bazı anlarda kulağımızda kulaklık olduğu ya da dalgın olduğumuz için bize uzatılan Akbil ya da İstanbul Kart'ı farketmeyiz. Böyle durumlarda kişilerin bizi dürtmesi gerekebilir.
Günün birinde benim de başıma böyle bir olay geldi.
Sabah servisi kaçırdım ve işe gitmek için otobüse bindim. Yolum da epey uzun. Otobüste oturacak yer kalmadığı için ayaktayım. Gidilen her durakta otobüs git gide kalabalıklaşıyor. En sonunda ayakta binecek yer de kalmadı ve insanlar yolda kalmasın diye sürücü orta ve arka kapıyı açmaya başladı. İnsanlar sıkışa tıkışa otobüse doluşuyorlar.
Sabah mahmurluğu ile camdan dışarı bakarak ve kim bilir ne düşünerek gidiyorum. Bir ara biri kolumu dürttü. İstanbul Kart uzatacağını tahmin ettim. Kafamı sağa doğru çevirdiğimde yüzümün dibinde bir İstanbul Kart gördüm. Haliyle bakışımı netleştirmek için kafamı biraz geriye çektim. Sonra kartı aldım, öne doğru uzattım. Bir piçlik olduğunun farkındaydım. Kartı uzattıktan sonra dönüp kartı verene baktım. Genç bir elemandı. Yanında da kız arkadaşı olduğunu düşündüğüm bir kız... Kendi aralarında kikirdeyip gülüşüyorlardı. Bunu bilerek yaptığını anladım. Hiç sesimi çıkarmadım. Dışarı bakmayı sürdürdüm.
Sonra, okutulması için öne uzatılan kart bana geri geldi. Kartı aldım, kartın geldiğini elemanın farketmesine izin vermeden hızlıca kartı elemana uzattım. Kartı tam burnunun dibinde tuttum. Kartı alması için dürtmedim de. Sonra kendi kendine burnunun dibinde bir şey olduğunu farketti. Dönüp ne olduğuna baktı. Ne olduğunu anlaması için bayağı bir geri çekilmesi gerekti. Neredeyse gözü şaşı olacaktı. Bir daha karta baktı, sonra bana baktı. Gözgöze geldiğimizde elemana muzır bir gülüş attım. O da güldü. Ardından kız arkadaşına döndü ve aynısını bana yaptı diye fısıldadı. Kız ilk başta anlamadı. Eleman, benim yaptığımı o da bana yaptı diyerek durumu kız arkadaşına açıklamaya çalıştı. O sırada ben onları izlemeyi bıraktım. Yüzümde o hınzır bakış, üzerimde kazanılmış bir zaferin mağrurluğu camdan dışarıyı izlemeye koyuldum.
                                                      23.12.2015
                                                      Pendik

14 Ocak 2016 Perşembe

Göçmen Kızlarının Güzelliği

Neden bütün göçmen kızları güzel olmak zorunda???

Her Kürtaj Bir Uludere'dir!

     Biraz geçmişe gidelim. Haziran 2012'ye. O zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan her gün yaptığı konuşmalardan birini daha yaptı ve bir cümle sarfetti. "Her kürtaj bir Uludere'dir."...
     Konuşmasını da, kürtajın bir milleti bitirmek için yürütülen sinsi bir plan olduğundan söz ederek sürdürdü.
     Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın gündemi değiştirme ve gündem oluşturma konusunda ne kadar usta biri ve onun söylediklerini onaylar nitelikte yazı yazmak için ağzından çıkacak bir tek sözcüğü bile dikkat kesilen yazarlar olduğunu biliyoruz.
     Tabii ki, her zaman olduğu gibi; bu cümlesinin ardından da kimi yazarlar Recep Tayyip Erdoğan'ı doğrular, destekler nitelikte yazılar kaleme aldılar.
     Hatta, bu yazarlardan biri olan Nazlı Ilıcak, CNN Türk'te yaptığı programda doğmayacak bir çocuğun annesine yazmış olduğu bir şiiri gözyaşları içinde okudu.

     Şimdi gelelim söylemek istediklerime....
     Bu olayların meydana geldiği dönem Ak Parti ile Fetullah Gülen Cemaatinin el ele, kol kola, yan yana, sırt sırta, ve hatta kucak kucağa olduğu bir zamandı. Nazlı Ilıcak ve onun gibilerin Ak Parti'nin ve Ak Partililerin her söylediklerini tartışma götürmez bir doğru olarak kabul ettikleri dönem...
     Gerisini hepimiz biliyoruz: Daha sonra işler değişti, öküz ölünce ortaklık bozuldu tabi ve bu iki kurum, kesim birbirine kanlı bıçaklı düşman oldu.
     Şimdi ise, Nazlı Ilıcak'ı arada sırada televizyonda açıklama yaparken gördüğümde hep bu olay aklıma gelir ve söylediklerini ciddiye almakta bir türlü başarılı olamam. Onun konuşmaları benim gözümde beş para etmez bir şeyden ibarettir.

7 Ocak 2016 Perşembe

Islanmak

Çocukluğumuzdan beri bilimin çözemedi soru: "Yağmur yağarken yürüyen mi daha çok ıslanır yoksa koşan mı?"

İnsan Türleri

İki çeşit insan vardır.
Birincisi; otobüste boşluklara doğru ilerleyenler.
İkincisi; otobüste boşluklara doğru ilerlememekte direnenler.

Üstadın Dediği Gibi

Övünmekle dövünmek arasında saat sarkacı gibi gidip geliyoruz.

4 Ocak 2016 Pazartesi

Anadolu İnsanının Tevekkül Derecesi

     Bir akşam Meslek Kuruluşumuzun Tünel'de bulunan binasında verilen ücretsiz İngilizce eğitiminde, sürekli derslere giren öğretici üstat meslektaşımız dersin konusu dışında yaptığımız genel sohbette bir söz etti. Dedi ki;
     "Benim annem kanser olsa, ölümün kıyısında olsa bütün kirli yolları denerim. Ona para bulmak için, onun iyi olması için her şeyi yaparım."
     Bu sözü ilkelerden, erdemden konuşurken etti. İlk başta bakıldığında, bu sözü cesaret gerektiren, dürüst bir söz olarak düşündüm ve içten içe üstat meslektaşımızı kutladım. Ancak, bu sözün üzerine biraz daha düşündüğümde ilk anki düşüncelerimden çok değişik yerlere vardım.
     Bir kişinin sevdiğinin iyileşmesi, onun iyiliği için her şeyi yapması, yapabileceğini söylemesi doğru mu? Doğru ise ne kadar, nereye kadar doğru? Eğer değilse neden değil? Bu soru bize sorulsa belki de birçoğumuz "Elbette anam, babam için her şeyi yaparım. Onlar için her şeyden vazgeçerim." diyecektir. Gel gelelim, yukarıda da değindiğim gibi bu durumun çok başka bir yönü var.
     İşbu söz, Avrupa insanı ile Türk insanı arasındaki değişiklikler ve her iki toplumun dürüstlük anlayışı hakkında konuşulurken edilmiş bir söz. Burada üstat meslektaşımız Avrupa insanının ne pahasına olursa olsun yolsuzluğa, haksızlığa başvurmayacağını belirterek kendisinin böyle bir davranışa yöneleceğini söyledi. Oysa ki, gerçek Türk insanı, Anadolu insanı davranışı bu değil...
     Türk insanı, daha da geniş bir deyimle Anadolu insanı kadercidir. Kadercilik sözü çoğu zaman olumsuz bir özellik olarak kullanılır duruma gelmiş olsa da içerdiği anlam itibariyle çok güzel bir erdemdir. Evet Anadolu İnsanı kadercidir. Kaderine rıza gösterir, boyun eğer, ram olur... Anadolu İnsanı kendi başına böyle bir durum geldiğinde üstat meslektaşımızın ortaya koyduğu şekilde davranmaz. "Her ne gelirse Allah'tan (c.c.) gelir, her şey Allah'ın (c.c.) takdiridir. O ne eylerse güzel eyler." der. Bu düşünce insanlara öylesine büyük bir güç verir ki, gencecik bir kızını toprağa veren bir babadaki azamete, vakara, dirayete şaşar kalırsınız. "Allah'tan (c.c.) geldik ve yine ona döndürüleceğiz!" düsturu ile en sevdiğinin ölümüne tek damla yaş dökmeyen insanlar görürsünüz Anadolu'da. İşte asıl erdem, asıl güç, asıl helal olsun denilesi tutum budur. Asıl eli öpülesi insan böyle davranan insandır. O nedenle; benim naçizane kanaatimce üstat meslektaşımızın sarf ettiği söz her ne kadar dürüstlük açısından takdir edilesi ise de, asıl olması gereken davranış, olaylara karşı geliştirilmesi gereken sağduyu azıcık da olsa tarif etmeye çalıştığım Anadolu İnsanı davranışı olmalıdır.

                                                                                                               Ümraniye, 04.01.2016