13 Aralık 2016 Salı
Abdülhâk Hâmid Tarhan'ın Arzîler'inden
9 Aralık 2016 Cuma
İstanbul Düşman İstilası Altında İken Çamlıca'da
Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin
Bir sâha-i nilî.
Ey neyyir-i leylî,
Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
Bir şeb ki, zîrinde küsûfun,
Seyrangehi olmakda tuyûfun.
Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl..
Bir âh-ı müebbed.
Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl,
Ey şi’r-i muakkad
Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli
Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun.
Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b;
Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb
Abdülhak Hamid Tarhan
3 Aralık 2016 Cumartesi
Çelişkiler - Discrepancies
Özlü Söz - Wise Saying
Bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez.
When a fly wing put on the eye, it blockes the eye and the eye even can't see a mountain.
Bakın bu bir dramdır!
Nişantaşı'nda olduğunu sanıp Nişantaşı Üniversitesi'ni yazarak burayı kazanmaktan daha kötü bir şey varsa o da, İstinye'de olduğunu düşünerek İstinye Üniversitesi'ni tutturduktan sonra üniversitenin Cevizlibağ'da olduğunu öğrenmektir.
30 Ekim 2016 Pazar
Türkiye'nin Bölgeleri = Organları
28 Ekim 2016 Cuma
Özlü ve Anlamlı Söz
14 Ekim 2016 Cuma
DeFacto'nun Jean Yanardönerliği
Jean Amerika'nın Şalvarıdır.
İrem Derici'li Jean Reklamı
7 Eylül 2016 Çarşamba
Emre Mor'a Verilen Tepki
9 Temmuz 2016 Cumartesi
Başkaldıran Tutsak
4 Temmuz 2016 Pazartesi
Şarkıyı Şarkının Ruhunu Yansıtarak Söylemek
İyi, güzel ama pek bu iş yurtdışında nasıl oluyor? Yurtdışında bir şarkıyı şarkının ruhunu yansıtarak söylemek bu kadar önemli mi? Örneğin; Michael Jackson bir kızın öldürülmesini anlatan bir şarkı yazıyor ve o şarkı ile hem kendisi hem de tüm dünyayı dans ettiriyor. Biz de şarkının anlattığı şeyi hiç düşünmeden "Smooth Criminal" şarkısı ile kendimizden geçiyoruz. 28 Mayıs 2016 Cumartesi
Bakın Bu Bir Dramdır!
22 Mayıs 2016 Pazar
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Yeni Anayasası
16 Mayıs 2016 Pazartesi
Kısmetsizlik Seviyem
1 Mayıs 2016 Pazar
Rahmet Peygamberi
21 Nisan 2016 Perşembe
Geçmiyor günler; geçmiyor...
Elbette gezi yazılarını da....
Güzel yazılmış bir gezi yazısı ile bilmediğim birçok yeri öğrenirim. İçimde birçok yere gitme isteği uyanır. Elbette her şeyde olduğu gibi gezi yazısı yazma konusunda da kalite epeyce düşmüş durumda. Hemen hemen her uçak ve otobüs şirketi kendi dergisini bastırdığı ve gezi yazılarına yer verdiği için çok çok kötü gezi yazılarına denk gelebiliyoruz. Neyse...
Gezi yazıları da yazmayı isterim. Gittiğim kentlerdeki yerleri, yaşadığım ilginç anıları, yediğim güzel yemekleri yazmak iyidir, hoştur. İnsanlara akıl vermekten çok, yarın bir gün olur da yazdığım o gezi yazısını okuyacak olursam "Yaaa bak oraya da gitmiştim. Şurada böyle bir şey olmuştu." gibisinden geçmiş günleri anmak amacıyla gezi yazısı yazmayı isterim. Öbür türlü, insanlara şuraya git, burayı gör diye akıl vermek ne haddime, kimin haddine?
Üç gece iki günlüğüne gerçekleştirdiğim Samsun-Sinop gezisi de bu türden bir geziydi ve yazdığım bu yazı da bu türden bir yazıdır.
Samsun-Sinop gezisi dedim ama Samsun'dan pek bahsetmeden gezinin Sinop bölümüne geçeceğim. Çünkü Samsun'dan pek etkilenmedim. Güzel olmasına güzel bir kent ama aradığımı bulamadım doğrusu. Benim bir kentte aradığım ve bir kentten beklentim tarihi yerlerinin, kendine özgü yemeklerinin, kentle birlikte anılan simgelerinin olmasıdır. Samsun'da bunu bulamadım. Sadece 19 Mayısla sınırlı bir tarih, Karadeniz'in her ilinde olan ve herkesçe bilinen yemekler. (Karalahana sarması, karalahana çorbası, muhlama...)
Sözü uzatmadan efendim, geçelim Sinop'a.
Sinop benim için hiçbir anlam ifade etmeyen bir ildi. İnsanın yolunun bile düşmeyeceği, çünkü yol üzerinde bile olmayan, adı sanı hiçbir yerde geçmeyen, ülkenin herhangi bir yerinde Sinoplu biriyle karşılaşma şansınızın çok düşük olduğu bir il. Ancak; Sinop ile ilgili dikkatimi çeken tek bir husus şu olmuştu. O da şudur ki: trafik ışıklarının olmadığı bir şehir olması. Evet, ilk duyduğumda bana da ilginç gelmişti, ben de şaşırmıştım. Bu devirde nasıl olur da bir şehirde trafik ışığı olmaz diye. Sonradan görerek öğrendim ki, gerçekten de yokmuş. Çünkü gerek yokmuş. İnsan sayısıyla doğru orantılı olarak araba sayısı zaten az. Olan arabalarda genelde kurallara uyuyor, takip mesafesini koruyor, sorun olmuyor. Böylece zaten küçük olduğundan alın size trafik ışıksız şehir.
Samsun'da bulamadığım simgeyi Sinop'ta kolayca buldum. Hemen hemen herkesin bildiği ve duyduğunda "Haaa evet ya!" diyeceği bir yer. Sinop Cezaevi. Çok filme plato olmuş, çok diziye ev sahipliği yapmış, çok şiirin yazılma nedeni olmuş bir yer.. Sinop Tarihi Cezaevi... Tarihi dediğimiz tarihi de 50-60 yıllık değil bayağı bayağı 1500'lü yıllara varan bir tarih. 16. yy. da yapılan bir cezaevi burası. 1999 yılından bu yana da müze olarak kullanılıyor.
Müzeye yani eski cezaevine girdiğimde aklıma gelen ilk düşünce şu oldu. Devlet denilen aygıt öyle bir aygıt ki, yüzyıllarca insanları zorla bir binada tutuyor, orada insanların acıları birikiyor. Sonra gün geliyor oraya zorla soktuğu insanların acılarıyla bir önem kazanmış olan bir binaya girmek için bu kez insanlardan para topluyor ve insanların acıları üzerinden varsıllaşıyor. Yani bir nevi insanların acıları üzerinden para kazanıyor. Üzerinde düşünüldüğü takdirde kafayı allak bullak eden bir durum...
Cezaevinin gezi güzergahının sonlarına doğru bir bölüm var. Adı Sabahattin Ali Koğuşu. Sabahattin Ali cumhuriyetin ilk yıllarında Cumhurbaşkanına hakaretten cezalandırıyor ve cezasını Sinop Cezaevi'nde çekiyor. Burada herkesin bildiği, şarkılar yapılan şiirlerini yazıyor. Sonrası zaten malum. Cezaevinden çıktıktan sonra Kırklareli'ne dönerken yolda baskına uğruyor ve öldürülüyor. Mekanı cennet olsun.
Sabahattin Ali Koğuşu'nun duvarlarında onun şiirleri asılı...
Koğuş binasına girmeden önce binanın ikinci katından hoparlörle çalınan bir türkü kulağıma geldi. Bir hızla sesin geldiği yere gittim. Hangi türkü olduğunu anlamaya çalışarak... Ses üst kattan geliyordu ve üst kata çıktığımda koğuşlardan birinde bir müzikçalarda Sabahattin Ali'nin "Geçmiyor Günler Geçmiyor" şiirinin türkü hali çalıyordu. Edip Akbayram'ın sesiyle... Durup türküyü sonuna kadar dinledim. Özümseye özümseye, şiirin yazıldığı duyguyu anlamaya çalışarak, tüylerim diken diken olarak... Sonra türkü bittiğinde türküye doymadığım için telefonumu cebimden çıkardım, türküyü buldum ve de tıkladım...
https://www.youtube.com/watch?v=ZLEHbtPGGN0
Sonra, üstüme sinen buruk bir hüzün ile Cezaevi'nden çıktım. Karnımın acıktığını hissettim. Sinop'un mantısının ünlü olduğunu şehirdeki birçok tabelada yazan Sinop Mantısı yazılarından anlamıştım. İyi mantı yaptığını düşündüğüm bir dükkana girdim ve sipariş verdim.
Az cevizli, çok yoğurtlu sarmısaklı büyük bir tabak mantıyı beğenerek, tadına vara vara yedim. Bitirdikten sonra dükkanın sahibi beyefendi yemeği beğenip beğenmediğimi sordu. Ben de ellerinize sağlık, bayağı güzelmiş dedim. Bir dahakine yarı cevizli söylersiniz dedi. Bir dahaki sefer olur mu bilmem ama ayrıntıya girmeye gerek görmeyerek; "Evet bir dahakine öyle yaparım." dedim.
Sonra o kibar bey bana kartını uzattı. İnternette paylaşırsanız seviniriz, bizim için önemli dedi. Ben de onu karmamak adına, yediği şeyi internette paylaşmayı sevmeyen biri olmama karşın beyefendiyi kıramadım ve işte bu yazıda kendilerinden söz ediyorum. Elbette ki dükkanın adını da belirtmeliyim.
"Mantıcı Melahat'ın Mutfağı"
https://tr.foursquare.com/v/mant%C4%B1c%C4%B1-melahatin-mutfa%C4%9F%C4%B1/500c0fbce4b0e689387f0c64
Sinop'a giderseniz sahilde Barış Manço parkının bulunduğu cadde üzerinde temiz, güzel bu dükkanda gönül rahatlığı ile güzel ve ucuz bir mantı yiyebilirsiniz.
Adını bilmediğim o beyefendiye ve küçücük Sinop'a selamlar...
2 Nisan 2016 Cumartesi
Televizyon Karşısında Telefonla Uğraşmak
Televizyonun karşısında telefonla oynuyorum.
Evet belki de dünyadaki en büyük çelişkilerden biri televizyonun karşısına oturup da telefon ile oynamak, televizyonu izlememek. Ancak; bu aynı zamanda çok da zevkli bir şey...
26 Mart 2016 Cumartesi
Erkek-Dişi Geyikleri
Seyyid Nesimi Divanı'ndan Bir Seçme
Sensiz geçen zamanı visalin (ulaşmanın) kazası yok.
23 Mart 2016 Çarşamba
İşi Düşünce Arayan İnsan Davranışı
24 Şubat 2016 Çarşamba
Murat Dalkılıç'ın Leyla Adlı Şarkısının Klibindeki Kız
28 Ocak 2016 Perşembe
2007/2008 Sezonu Galatasaray'ına Genel Bir Bakış
26 Ocak 2016 Salı
Leylel Hülya Lehelekel Fukara
Yani diyor ki;
Eğer hayal kurmak olmasa fakir helak olurmuş!
25 Ocak 2016 Pazartesi
Öylesine
23 Ocak 2016 Cumartesi
Akbil'i Göze Sokmak
Günün birinde benim de başıma böyle bir olay geldi.
Sabah servisi kaçırdım ve işe gitmek için otobüse bindim. Yolum da epey uzun. Otobüste oturacak yer kalmadığı için ayaktayım. Gidilen her durakta otobüs git gide kalabalıklaşıyor. En sonunda ayakta binecek yer de kalmadı ve insanlar yolda kalmasın diye sürücü orta ve arka kapıyı açmaya başladı. İnsanlar sıkışa tıkışa otobüse doluşuyorlar.
Sabah mahmurluğu ile camdan dışarı bakarak ve kim bilir ne düşünerek gidiyorum. Bir ara biri kolumu dürttü. İstanbul Kart uzatacağını tahmin ettim. Kafamı sağa doğru çevirdiğimde yüzümün dibinde bir İstanbul Kart gördüm. Haliyle bakışımı netleştirmek için kafamı biraz geriye çektim. Sonra kartı aldım, öne doğru uzattım. Bir piçlik olduğunun farkındaydım. Kartı uzattıktan sonra dönüp kartı verene baktım. Genç bir elemandı. Yanında da kız arkadaşı olduğunu düşündüğüm bir kız... Kendi aralarında kikirdeyip gülüşüyorlardı. Bunu bilerek yaptığını anladım. Hiç sesimi çıkarmadım. Dışarı bakmayı sürdürdüm.
Sonra, okutulması için öne uzatılan kart bana geri geldi. Kartı aldım, kartın geldiğini elemanın farketmesine izin vermeden hızlıca kartı elemana uzattım. Kartı tam burnunun dibinde tuttum. Kartı alması için dürtmedim de. Sonra kendi kendine burnunun dibinde bir şey olduğunu farketti. Dönüp ne olduğuna baktı. Ne olduğunu anlaması için bayağı bir geri çekilmesi gerekti. Neredeyse gözü şaşı olacaktı. Bir daha karta baktı, sonra bana baktı. Gözgöze geldiğimizde elemana muzır bir gülüş attım. O da güldü. Ardından kız arkadaşına döndü ve aynısını bana yaptı diye fısıldadı. Kız ilk başta anlamadı. Eleman, benim yaptığımı o da bana yaptı diyerek durumu kız arkadaşına açıklamaya çalıştı. O sırada ben onları izlemeyi bıraktım. Yüzümde o hınzır bakış, üzerimde kazanılmış bir zaferin mağrurluğu camdan dışarıyı izlemeye koyuldum.
23.12.2015
Pendik
14 Ocak 2016 Perşembe
Her Kürtaj Bir Uludere'dir!
7 Ocak 2016 Perşembe
Islanmak
İnsan Türleri
Birincisi; otobüste boşluklara doğru ilerleyenler.
İkincisi; otobüste boşluklara doğru ilerlememekte direnenler.


