Paisiy Peder, Aleksey Fyodoroviç Karamazov'a...
"Şunu hiç unutma delikanlı, diye başladı, dünya bilimleri büyük bir kuvvet halinde birleşerek şu son yüzyılda en çok ermişlerin bize kutsal diye tanıttığı şeyleri ele aldılar; amansız bir incelemeden sonra tutar yanını bırakmadılar. Fakat ayrı ayrı parçaları incelerken bütünü, hem de şaşılacak bir basiretsizlikle gözden kaçırdılar. Oysa o bütün, gücünden hiç kaybetmeden gözlerinin önünde eskisi gibi duruyor, cehennem kuvvetleri bile baş edemez onunla. Tam on dokuz yüzyıl yaşamadı mı; şimdi de kişinin ruhunda, kütlenin her yaptığında yaşan o değil mi? Hatta önlerine ne gelirse yıkan zındıkların ruhunda bile var. Çünkü Hıristiyanlığı reddeden, ona isyan edenler bile aslında İsa'nın verdiği örneği aşamadılar; ne akılları, ne de ruhlarındaki ateş, İsa'nın verdiği örnekten üstün bir şeyler yaratmalarına olanak verecek yeterlikteydi. Yapılan denemeler birtakım çirkin sonuçlar verdi, o kadar. Bunu hiç aklından çıkarma delikanlı..."
-O-
Büyük Engizisyoncu Bölümünden:
"...insanoğlunun, insan toplumunun ezelden beri, özgürlükten çok yadırgadığı şey olmamıştır! Şu çıplak, kızgın çöl taşlarını görüyor musun? Onları ekmek yap, insanlar minnetle, uysal bir sürü halinde hem peşinden koşacak, hem nimetlerini geri alırsın diye korkudan titreyeceklerdir." Ama sen insanları özgürlükten yoksun etmek istemedin, bu teklifi geri çevirdin; ekmek pahasına satın alınan itaatin değersiz olduğunu düşündün."Yalnız ekmekle yaşanmaz" diye karşılık verdin. Ami bir gün "Toprak ruhu, ölümlü dünyanın, yeryüzünün ekmeği sebebiyle senin üstüne yürüyecek, dövüşüp seni yenecektir. İnsanlar da, "Bu hayvanın benzeri yok, bize gökten, ateş indirdi!" diye bağırıp onun peşinden koşacaklar, biliyor musun bunu? Yüzyıllar geçecek, insanlar akıl ve bilim ağzıyla suçu ve tabii günahı da bir yana koyarak ayakta kalanın yalnız açlık olduğunu haykıracaklar; bunu da biliyor musun? Sana karşı isyan bayrağı çekip tapınağını yıkanlar o bayrağa "Karınlarımızı doyur, sonra bizden erdem ise!" diye yazacaklar. Tapınağının yerini yeni bir kapı, korkunç yeni bir Babil Kulesi alacak. Hoş o da öteki gibi yarıda kalacak, ama yeni kulenin yapılmasına meydan vermemek senin elindeydi; hiç değilse insanlığı bin yıl uğraşıp didindikten sonra insanları bin yıllık ıstıraptan kurtarabilirdin. Çünkü kuleyle bin yıl uğraşıp didindikten sonra insanlar nasıl olsa bize gelecekler. Bizi gene yeraltı mağaralarımızda bulacaklar. Bizi bulunca "Doyurun bizi" diye yalvaracaklar. "Bize gökten ateş indirmeyi vaat edenler sözlerini tutmadılar." O zaman kulenin yapısını biz tamamlayacağız. Çünkü ancak onları doyuran yapacak bunu. Biz olmasak bunlar kendilerini asla, asla doyuramazlar! İnsanlar özgür kaldıkça dünyanın bütün bilgileri ekmek sağlamaz onlara. Sonunda özgürlüğü ayaklarımızın dibine sererek, "Köleliğe razıyız, tek doyurun bizi!" diyecekler, özgürlükle doyasıya dünya nimetinin bir arada olamayacağını anlayacaklar ve bunu aralarında paylaşmaya asla yanaşmayacaklar..."
-O-
Dış dünyada Hıristiyanlığı yönetenlere bakın, İsa'nın simgesi ile tanrısal gerçeği çarpıtmadılar mı? Ellerinde bilim var, ama maddeden başka şey tanımayan bilim... İnsan varlığının en soylu yanı maneviyat inkar ediliyor; zaferle, hatta nefretle reddediliyor. İnsanlar, hele şu son zamanlarda bir özgürlük teranesi tutturdular; neymiş bu peşinde koştukları özgürlük? Yalnızca esirlik ve kendine kıymaktan ibaret! Çünkü insanlar, "ihtiyaçlarını tatmin etmeye bak, sen de en yüksek, en zengin kişilerle aynı haklara sahipsin" inancına saplandılar. "İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme, hatta isteklerini alabildiğine artır!" Bugün herkesin dilinde bu var, özgürlük böyle anlaşılıyor. İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı neler doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, yoksulları kıskançlığa, suç işlemeye götürür.