1988 doğumlu biri olarak benim NBA'i bilmem, izlemem 1999-2000 sezonuna dayanır. O zamanlar haftada bir, cumayı cumartesiye bağlayan gece Kanal D'de Lakers maçları yayınlanırdı. Nereden nasıl bilip öğrendiğimi hatırlamıyorum ama o zamanlar Chicago Bulls ve Jordan efsanelerini bir yerlerden duymuştum ve öğrenmiştim. Bunda muhakkak NBA 99'un etkisi vardır. Yine de izlediğim ilk maçlar Lakers'ındı ve izlediğim ilk takım Derek Fisher'lı, Kobe'li, Rick Fox'lu, Robert Horry'li, Shaq'lı efsane Lakers'tı. O maçlarda ön planda olan oyuncu elbette ki hep Shaq'tı. Her hafta Shaq'ı ve Shaq'ın dominant oyununu izler dururdum. Bu sebepledir ki kabarık saçlı genç çocuk Kobe benim için bir numara değildi. Uzun zaman da olmadı. Kobe'ye saygım tabii ki vardı ama Ben Kobe'ye nazaran T-Mac hayranıydım. Iverson ve hatta Carter benim için daha önemliydi. Elbette ki bu durum zaman içinde değişti.
Ancak değişmeyen bir şey vardı. O da mahalleden arkadaşım Özer'in Kobe hayranlığı. Kobe deyince aklıma sürekli; basketbol oynamaya gittiğimiz okulun bahçesinde Özer'in bize göre uzak mesafelerden şutları göndermesi, o üçlükleri soktukça Kobe Bryant diye bağırması ve sağ elini yumruk yapıp hafif öne eğilerek kolunu sallaması gelir. Kobe'nin öldüğü haberini aldığımdan bu yana gözümün önünde bu anı ve bu görüntü dönüp duruyor...
Zaman içinde Kobe'ye olan saygım git gide sevgiye ve sonra da hayranlığa dönüştü. Nasıl dönüşmesin ki? Şampiyonluklar, MVP ödülleri, sayı krallıkları, 61 sayılar, 81 sayılar ve son maçındaki 60 sayı.
Hala aklıma geldikçe 81 sayı atarak Dallas'ı yendiği maçın özetini ve o maçın olduğu hafta yayınlanan NBA Stüdyo'da Kaan Kural'ın 81 sayıya ilişkin yorumunu açar, izlerim. (Sağolsun Youtube da o videoyu sürekli karşıma çıkararak unutturmuyor.)
Kobe'nin Jordan'la, LeBron'la kıyaslanmasını saçma bulurum. Tartışmasız hepsi ayrı birer efsane. Bırakalım insanlar kimin kime göre, neye göre üstün olduğunu tartışadursun biz oturalım ve onları zevkle, hayran hayran, kana kana izleyelim. Onları izlerken alacağımız zevki sekteye uğratacak boş karşılaştırmaları bir kenara bırakalım. İşte, alın bakın! Kobe artık yok. Bugünden itibaren yapabileceğimiz tek şey onun efsane performanslarını, harika basketbolunu başa sarıp sarıp tekrar izlemek.
Kobe'nin ne kadar büyük bir basketbolcu olduğunu kelimelere dökmek bana düşmez ama kendi açımdan ifade edecek olursam; Kobe bana basketbolu sevdiren adam değildi ama çalışkanlığı ve müthiş oyunuyla kendini sevdiren ve hatta hayran bıraktıran efsane bir sporcuydu. O; çalışkanlığıyla, hırsıyla ve azmiyle bir iz bırakmaya uğraştı. Kendisiyle tanışmadığı, hiç karşılaşmadığı beni gecenin ikisinde yatağımdan kaldırıp bu yazıyı yazmama neden olması uğruna çabaladığı amacına ulaştığının kanıtı. Yıllar geçse de yeri dolmayacak. Çocukluğuma ve gençliğime dair çağrıştırdığın ve çağrıştıracağın her bir anı ve tüm güzellikler için teşekkürler. Güle güle Kobe!