..."Tanrı'ya ne oldu? Onu biz öldürdük, siz ve ben. Hepimiz katiliz. Fakat bunu nasıl yaptık? Okyanusu nasıl içebildik? Ufku silebilmek için kim tutuşturdu süngeri elimize? Bu dünyayı güneşinden kopardığımızda neydi yaptığımız? Niçin gidiyoruz şimdi? Nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli olarak düşmüyor muyuz? Ve geriye, yana, dört yana ileriye... Hala yukarı ve aşağıya diye bir şey kaldı mı? Sınırsız bir boşlukta amaçsız bir şekilde mi gezip dolaşıyoruz? Boş bir uzay üzerimize nefes alıp vermiyor mu? Etraf daha da soğumadı mı? Daime gece midir yaklaşan? Tanrı'yı defneden mezar kazıcıları hakkında henüz hiçbir şey duymadık mı? Tanrı'nın zevali hakkında henüz hiçbir şey dikkatimizi çekmedi mi? Tanrılar da zeval bulur. Tanrı öldü. Tanrı daima ölü olarak kalacak. Ve onu biz öldürdük. Dünyanın şu ana kadar sahip olduğu en kutsal ve en kudretli varlık, hançerlerimiz ile ölümü boyladı. Kim silecek bu kanı üzerimizden? Hangi sular temizleyecek bizi? Hangi kefaret şölenlerini, hangi kutsal oyunları keşfetmemiz gerekecek? Bu işin büyüklüğü bizim için fazla ağır değil mi? Sadece onun değerini anlamak için tanrılara dönmek zorunda kalmayacak mıyız? Tarihin gördüğü en muazzam iş bu ve bizden sonra doğacak olan herkes bu yüzden şimdiye kadarki tarihten daha yüksek bir çağa ait olacak."
Bu modern çağın nihilizminin, tanrısızlığının adeta bir haykırışı. yani, diyor ki "Tanrı var!" deniliyor. Kiliselere gidiliyor. işte inanılıyor, ibadetler yapılıyor, ayinler yapılıyor ama insanlık bir riyakarlık içinde. aslında Tanrı öldü. Neden öldü? Çünkü bir taraftan kiliseye gidiyorsun, günah çıkartıyorsun, öbür taraftan faiz alıp veriyorsun. bir taraftan tanrıya inandığını söylüyorsun, gerçekte yalan söylüyorsun. Tanrı'ya inandığını söylüyorsun ama onun hiçbir emrini yerine getirmiyorsun. Şehirlerimiz neden böyle? Toplumlarımız neden böyle? Ekonomimiz neden böyle? Bu ikiyüzlülük, bu riyakarlık nereye kadar?...
(Mustafa Armağan, Turgut Cansever Düşüncesinde Kubbeyi Yere Koymamak, Şehir ve Toplum Dergisi, Sayı 12)
Aynı doğrultuda bir yazı parçası daha paylaşmak istiyorum:
"...Onlar şimdi dini, siyaset meydanında maskara ediyorlar. Din adamının devlet ve menfaat hırsları, İslam'ı asırlarca kahreden musibet oldu. Bugün İslam diye elimizde kalan menfur bir düzenin içine yerleştirilmiş menfaat ve vicdanlara tahakküm cihazıdır. Artık Allah sevgisini mabette bulamıyorsunuz. Sade jimnastik beden hareketleriyle, aynı jimnastiği yapmayanlara karşı taşıdıkları kin ve nefrettir, düşmanlık duygusudur. Bu duyguların hiçbiri ruhu Allah'a götürmüyor, hiçbir düşmanlık insanı Allah'a ulaştırmaz. İçteki düşmanlıkla ibadet yapılmaz. Lanetler ve beddualar Allah'a gitmeden yıkılıp sahibine çevriliyorlar. Yalnız aşk yoluyla Allah'a ulaşılır..."
(Nurettin Topçu, Var Olmak)
Aynı doğrultuda bir yazı parçası daha paylaşmak istiyorum:
"...Onlar şimdi dini, siyaset meydanında maskara ediyorlar. Din adamının devlet ve menfaat hırsları, İslam'ı asırlarca kahreden musibet oldu. Bugün İslam diye elimizde kalan menfur bir düzenin içine yerleştirilmiş menfaat ve vicdanlara tahakküm cihazıdır. Artık Allah sevgisini mabette bulamıyorsunuz. Sade jimnastik beden hareketleriyle, aynı jimnastiği yapmayanlara karşı taşıdıkları kin ve nefrettir, düşmanlık duygusudur. Bu duyguların hiçbiri ruhu Allah'a götürmüyor, hiçbir düşmanlık insanı Allah'a ulaştırmaz. İçteki düşmanlıkla ibadet yapılmaz. Lanetler ve beddualar Allah'a gitmeden yıkılıp sahibine çevriliyorlar. Yalnız aşk yoluyla Allah'a ulaşılır..."
(Nurettin Topçu, Var Olmak)













