28 Eylül 2021 Salı

Pascal Nouma

Tarih 24 Ağustos 2002

Sıcak bir yaz günü. Bu sıcak yaz gününde Beşiktaş ligde deplasmanda İstanbulspor’la karşılaşıyor. İstanbulspor maçlarını Güngören Belediye Stadı’nda oynuyor. Ben o gün mahallede arkadaşlarımla top oynuyorken nasıl oldu bilmem, birden maçı izlemeye gitmeye karar verdik. Maça gidelim de, Pascal Nouma’yı izleyelim dedik. Pascal Nouma sevdasıyla stadın yolunu tuttuk. Maç saat 17.00’deydi. Biz ise stadyuma 11-12 gibi gittik. Çünkü erkenden gitmezsek yer kalmaz, kapılar kapanırdı. Stada vardığımızda İstanbulspor tarafındaki taraftarların amigolar eşliğinde içeriye girdiğini gördük. Hemen biz de onların arasına karışıp tribüne girebildik. İçeri girdik ama maçın başlamasına epey vardı. Tribünün aşağı kısımları boştu ve amigolar yukarıdaydı, biz de aşağıya inip kendimize güzel bir yer bulduk. Başlarda her şey yolundaydı ama birçok kez dediğim gibi maçın başlamasına çok vardı. Hava da çok sıcaktı ve güneş tam bulunduğumuz tribüne vuruyordu. Çok susamıştık. Susamıştık ama tribüne su satıcılarının girmesi yasaktı. Sıcaktan bunalanlar tribünün yukarısından stadın dışında aşağıda bulunan suculara para atıyor, sucular da onlara su şişelerini atıyordu. Atıyorlardı ama oraya yığılan onlarca kişi arasında suyun parayı verene ulaşması da düşük bir ihtimaldi. Parayı göndersek suyu alabilmemiz meseleydi. Hoş üstümüzde para da yoktu...

Böyle böyle maç saati yaklaştı. Takımlar ısınmaya çıktı. Stat hoparlöründen takımların ilk on birleri sayılmaya başladığında baktık ki Pascal Nouma ilk on birde değil. Yedekler arasında. Neyse dedik, ikinci yarı nasılsa girer o zaman izleriz onu da. İlk on birdeki oyuncular sahanın ortasında ısınırken yedek oyuncular köşe gönderine yakın ısınıyorlardı. Beşiktaş’ın yedekleri bizim bulunduğumuz tribünün önünde ısınmaktaydılar. O sırada bizim bulunduğumuz tribündekiler ritim tutarak Pascal Nouma’ya küfür ediyorlardı. Pascal Nouma ise bu küfürlere dans ederek karşılık verdi. Nouma’nın bu hareketi üzerine tüm tribün Nouma’ya gülmüştü. Küfürler kesildi, yerini alkışa bıraktı.

Saat geldi ve maç başladı. İlk yarı 1-1 bitti. Saat 18.00 olmuştu ve biz neredeyse 5-6 saattir güneşin altında susuz duruyorduk. Tribünün tuvaleti vardı ama leş gibiydi. Son çare olarak bari gidip tuvaletin lavabolarından su içelim dedik. Arkadaşlar önden ben arkadan tribünlerden yukarı çıkmaya başladık. Tam o sırada bana bir fenalık geldi. Arkadaşlarımı takip edemedim. Hemen boş bir yere oturdum. Onlar beni fark etmemiş ve tuvalete gitmişlerdi...

 Sonra kafamı bir yere vururken hissettim kendimi. Rüya görüyor gibiydim. Bir yandan da yakından açılın açılın diye bir ses duyuyordum. Gözlerimi açtığımda kendimi bir polisin kucağında buldum. Meğerse bayılmışım ve polis beni kucaklamış, koşarak stadın dışarısına çıkarıyormuş. O koşarken ben baygın olduğumdan kafamı onun omzuna vuruyormuşum. Sonra sağ olsun polis beni stadın dışında serin bir yere bıraktı ve yüzüme gözüme su vurdular. Evine git dediler. Ben de içeri girip arkadaşlarımı bulamayacağım için eve döndüm. Akşamına arkadaşlarım mahalleye gelip neredeydin diye sorduklarında olanları anlattım. Onlara Pascal Nouma oyuna girdi mi diye sordum. Onlar da; “Hiç sorma. Girdi ama 10 dakikada iki sarı kart görüp oyundan atıldı.” dediler. Pascal Nouma’yı izlemek için gittiğimiz maçta arkadaşlarım 10 dakika görebilmiş, ben de bayıldığımla kalmıştım…

30 Mayıs 2021 Pazar

2020-2021 Euroleague Şampiyonu Anadolu Efes

          Geçen yıl bu takım Larkin’in sırtında gidiyor. Larkin takımı taşıyor dendi. Bu yıl sezona kötü başlayınca durum Larkin’in sakatlığına yorulup al işte Efes bu kadardı dendi. Toparlama sürecinden sonra bu takım üçlüklerle işi götürüyor, yarın bir gün üçlükler girmeyince maç kazanamaz dendi. Efes önüne geleni yenmeye hem de devleri bile içeride, dışarıda farkla yenmeye başlayınca Playoff ve Final Four’un havası başkadır dendi. Bu takım maç sonlarını iyi oynayamıyor dendi –ki gerçekten iyi oynayamıyordu-, Ergin Ataman iyi koç değil, topu oyunculara veriyor, iyi oyuncular maçı kazanıyor dendi. Dendi de dendi…

             Geldiğimiz noktada Efes yarı finalde Larkin’siz, belki de Larkin’e rağmen kazandı. Finalde hemen hemen hiç üçlük atmadan, ilk yarısında Larkin ve Micic’in hiç saha içi isabeti olmaksızın, esas olarak hücum performansıyla değil de iyi savunma yaparak, sıkışan anlarda sabit hücumlarla üçlük denemek yerine sürekli içeriyi zorlayarak, bundan vazgeçmeyerek ve maç sonunu iyi oynayarak kazandı. Kutlu olsun!