Tarih 24 Ağustos 2002
Sıcak bir yaz
günü. Bu sıcak yaz gününde Beşiktaş ligde deplasmanda İstanbulspor’la
karşılaşıyor. İstanbulspor maçlarını Güngören Belediye Stadı’nda oynuyor. Ben o gün mahallede arkadaşlarımla top oynuyorken nasıl oldu bilmem, birden maçı izlemeye gitmeye karar verdik. Maça gidelim
de, Pascal Nouma’yı izleyelim dedik. Pascal Nouma sevdasıyla stadın yolunu
tuttuk. Maç saat 17.00’deydi. Biz ise stadyuma 11-12 gibi gittik. Çünkü erkenden
gitmezsek yer kalmaz, kapılar kapanırdı. Stada vardığımızda İstanbulspor
tarafındaki taraftarların amigolar eşliğinde içeriye girdiğini gördük. Hemen
biz de onların arasına karışıp tribüne girebildik. İçeri girdik ama maçın
başlamasına epey vardı. Tribünün aşağı kısımları boştu ve amigolar yukarıdaydı, biz de aşağıya inip kendimize güzel bir yer
bulduk. Başlarda her şey yolundaydı ama birçok kez dediğim gibi maçın başlamasına çok vardı. Hava da
çok sıcaktı ve güneş tam bulunduğumuz tribüne vuruyordu. Çok susamıştık.
Susamıştık ama tribüne su satıcılarının girmesi yasaktı. Sıcaktan bunalanlar
tribünün yukarısından stadın dışında aşağıda bulunan suculara para atıyor,
sucular da onlara su şişelerini atıyordu. Atıyorlardı ama oraya yığılan onlarca
kişi arasında suyun parayı verene ulaşması da düşük bir ihtimaldi. Parayı
göndersek suyu alabilmemiz meseleydi. Hoş üstümüzde para da yoktu...
Böyle böyle maç saati yaklaştı. Takımlar ısınmaya çıktı. Stat hoparlöründen takımların ilk on birleri sayılmaya başladığında baktık ki Pascal Nouma ilk on birde değil. Yedekler arasında. Neyse dedik, ikinci yarı nasılsa girer o zaman izleriz onu da. İlk on birdeki oyuncular sahanın ortasında ısınırken yedek oyuncular köşe gönderine yakın ısınıyorlardı. Beşiktaş’ın yedekleri bizim bulunduğumuz tribünün önünde ısınmaktaydılar. O sırada bizim bulunduğumuz tribündekiler ritim tutarak Pascal Nouma’ya küfür ediyorlardı. Pascal Nouma ise bu küfürlere dans ederek karşılık verdi. Nouma’nın bu hareketi üzerine tüm tribün Nouma’ya gülmüştü. Küfürler kesildi, yerini alkışa bıraktı.
Saat geldi ve maç başladı. İlk yarı 1-1 bitti. Saat 18.00 olmuştu ve biz neredeyse 5-6 saattir güneşin altında susuz duruyorduk. Tribünün tuvaleti vardı ama leş gibiydi. Son çare olarak bari gidip tuvaletin lavabolarından su içelim dedik. Arkadaşlar önden ben arkadan tribünlerden yukarı çıkmaya başladık. Tam o sırada bana bir fenalık geldi. Arkadaşlarımı takip edemedim. Hemen boş bir yere oturdum. Onlar beni fark etmemiş ve tuvalete gitmişlerdi...
Sonra
kafamı bir yere vururken hissettim kendimi. Rüya görüyor gibiydim. Bir yandan
da yakından açılın açılın diye bir ses duyuyordum. Gözlerimi açtığımda kendimi
bir polisin kucağında buldum. Meğerse bayılmışım ve polis beni kucaklamış,
koşarak stadın dışarısına çıkarıyormuş. O koşarken ben baygın olduğumdan kafamı onun omzuna
vuruyormuşum. Sonra sağ olsun polis beni stadın dışında serin bir yere bıraktı
ve yüzüme gözüme su vurdular. Evine git dediler. Ben de içeri girip
arkadaşlarımı bulamayacağım için eve döndüm. Akşamına arkadaşlarım mahalleye
gelip neredeydin diye sorduklarında olanları anlattım. Onlara Pascal
Nouma oyuna girdi mi diye sordum. Onlar da; “Hiç sorma. Girdi ama 10 dakikada
iki sarı kart görüp oyundan atıldı.” dediler. Pascal Nouma’yı izlemek için
gittiğimiz maçta arkadaşlarım 10 dakika görebilmiş, ben de bayıldığımla
kalmıştım…