25.4.2020 - Cumartesi: Korona Virüsü ya da Covid-19. Çok değil birkaç ay önce yaşamımıza giren ama girer girmez yaşamımızı derinden etkileyen, uzun bir zaman zarfında etkileyecek olan, etkisi belli ki yıllarca sürecek olan bir virüs, salgın ve hastalık.
Her şeyden önce bu hastalıktan ölenlere rahmet, hastalara da şifa diliyorum.
Tüm bu karmaşa, korku, telaş ve salgın bittikten sonra bu dönem hakkında sayısız kitap yazılacak, onlarca film ve belgesel çekilecek, ciltler dolusu akademik çalışma yapılacak, makaleler kaleme alınacak. İnsanlar bu dönemleri andığında yitirdiği sevdikleri için gözlerinden yaşlar süzülecek, bu günleri iç çekerek, yüz dökerek anlatacak. Tüm dünyada anma törenleri düzenlenecek. Konuşmalar, sempozyumlar, konferanslar düzenlenecek ve daha neler...
Benim bu yazıyı yazmamın nedeni bir yandan içinde bulunduğumuz boğucu ve iç karartıcı durumda bir nebze soluk almak, diğer yandan da salgınla ilgili benim penceremden tarihe not düşmek. Amacım bilimsel bir yazı ya da makale yazmak değil. Yalnızca salgın zamanında insanların psikolojilerinin nasıl olduğunu, hangi düşünceler içinde olduklarını aktarabilmek. Kendimi zaman zaman Anne Frank gibi hissettiğimi söyleyebilirim.
Benim bu yazıyı yazmamın nedeni bir yandan içinde bulunduğumuz boğucu ve iç karartıcı durumda bir nebze soluk almak, diğer yandan da salgınla ilgili benim penceremden tarihe not düşmek. Amacım bilimsel bir yazı ya da makale yazmak değil. Yalnızca salgın zamanında insanların psikolojilerinin nasıl olduğunu, hangi düşünceler içinde olduklarını aktarabilmek. Kendimi zaman zaman Anne Frank gibi hissettiğimi söyleyebilirim.
İlk olarak; Korona Virüs Çin'de ortaya çıktığında birçok insan gibi virüsü önemsemediğimi söylemem gerek. Hatta Korona haftalarca basının gündemindeyken, diğer ülkelerde virüsten ölenlerin sayısı günden güne artarken, virüs ülkeden ülkeye yayılırken de umursamadım. Virüsün biyolojik savaş olduğunu düşünenlerdendim. Hala da öyle olduğunu düşünüyor ve öyle olduğuna inanıyorum. Bir yandan da Korona Virüsün sıradan bir grip virüsü olduğuna inanıyordum. Bu inançta olmamın bir nedeni televizyonda ve internette bu yönde yorum yapan uzmanların ve doktorların varlığıydı. Bir diğer neden de bu virüsün de tıpkı SARS ve MERS gibi ülkemize gelmeden yok olacağını sanmamdı.
Ne yazık ki öyle olmadı. Virüs önce İran'a, devamında İtalya'ya geldiğinde, sonrasında da tüm Avrupa'da görüldüğünde bile inancımda şaşma olmadı. İtalya'da binlerce kişi ölmesine rağmen hala bu virüsün ülkemize gelmeyeceğini düşünüyordum. Gelse bile nasılsa bir şey olmaz kanısındaydım. Korona Virüs tüm komşu ülkelerimizde görülmesine rağmen ben hiç endişe duymuyordum. Günlük yaşamımı sürdürüyordum. Hatta bu süreçte metro gibi toplu taşıma araçlarına bindiğimde maske takan insanları görüp, onlara bıyık altından gülüyordum. Gereksiz duyarlılık gösterdikleri kanısındaydım. Kendi dünyamda bunları düşünüyorken çember git gide daraldı.
Ta ki virüsün ülkemizde görüldüğü güne kadar...
Ülkemizde ilk Korona Virüs olayının görüldüğü gün şaşılacak şekilde, erkenden saat 23.00 gibi yatıp uyumuştum. Telefonum ve internetim 24 saat açık olduğu için gece geç saatlerde bile mesajlar ve Whatsapp bildirimleri alırım. O gece de, diğer gecelerde olduğu gibi Whatsapp bildirimi geldiğini gördüm. Adetim olduğu üzere mesajları gelir gelmez okudum. Herkes Türkiye'de ilk Korona Virüs olayının görüldüğünü söylüyor, Allah (c.c.) yardımcımız olsun diyordu. İşte başlıyordu.
Mesajları okuyup hayırlısı olsun diyerek uyudum. O ana kadar içinde bulunduğum rehavet nedeniyle, vaka görüldüğü haberini okuduğumdan olsa gerek gece kötü kötü rüyalar gördüm. Ertesi gün hayatımda hiçbir değişiklik yapmadım. Günlük yaşamımı sürdürdüm, işlerimi hallettim. İyi ki de halletmişim. Zaten çok geçmeden bütün işler kaldı. Adliyeye gidip Arabuluculuk Başvurusu yaptığımda adliyenin normalden çok daha tenha olduğunu gördüm. İyi bari işlerimizi kolayca hallederiz diye düşündüm. O sırada adliyede görevli memurlar telaş içindeydiler ve birbirlerine "Biz burada çalışıyoruz, risk altındayız, biz de gidelim." diyorlardı...
Benim açımdan işin vahametinin kafama dank ettiği gün izleyen pazartesi günüydü. O gün camilerden anonslar yapıldı. Cuma namazının iptal edildiği ve vakit namazların da camide cemaatle kılınmayacağı duyuruldu. İşte o an dehşete kapıldım. Demek ki bu iş bayağı ciddiydi. Cuma namazının iptal edilmesi ne demek! Görülmüş, duyulmuş şey değildi. Bu salgın konusu sandığımdan kat kat sıkıntılı bir durummuş dedim. Kafamda şimşekler çakınca; "Ne yapacağız, ya bana bulaşırsa?" diye korkuya kapıldım. Astım hastasıyım ve riskli sayılan gruptayım. Bir yandan da eşim hamile ve doğum çok yakın. O da riskli grupta. Bu virüs ortamında hastanede, doğumda virüsten nasıl korunacağız diye düşüncelere daldım. Ya doğduktan sonra bebeğe virüs bulaşırsa? Psikolojimin epey bozulduğunu söylemeliyim. Takip eden birkaç gün hep bu düşüncelerle yaşadım. Her gün açıklanan hasta sayılarını görünce içim daralıyor, nefesim kesiliyordu. Yine internette gezinirken karşıma çıkan Alman televizyonlarında bu hastalığın pandemi halini aldığı, durdurulamayacağı videolarını izleyince bu virüs madem bize illa ki bulaşacak ve ben de riskli gruptayım demek ki ölümüm Korona Virüs'ten olacak diye evhama kapıldım. Ölümden sonrasına ne kadar hazırlıksız olduğum aklıma geldi. İçimi ölüm korkusu kapladı. Halbuki ölüm mutlaktı ve belki virüs bulaşmadan başka bir şekilde gelecekti. Bir müslüman olarak buna inancım tamdı ama demek ki bu inanç kağıt üstünde bir inançmış. İnandığımla amel edememişim. İş ciddiye bindiğinde hemen ölüm korkusuyla sarılmış buldum kendimi.
Bu kötü haleti ruhiyeden günlük işlerimi yaparak sıyrıldım. Çalışmanın insanı özgürleştirdiğini bir kez daha deneyimlemiş oldum. İşim olmasa bile büroya giderek, işlerimi hafif hafif yaparak ölüm korkusu duygusundan kurtuldum, kafamı dağıttım.
Günler geçtikçe alınan önlemler doğrultusunda Evde Kal çağrısıyla zamanımızın çoğunu evde geçirmeye alıştık. Evde kaldığımız için birçok şeye daha çok zaman ayırma şansım oldu. Çoğumuz normal hayatın koşuşturmasında birçok şeye zaman bulamamaktan yakınıyoruz. Bolca boş zamanım olmasına rağmen evde kaldığım zamanlarda hiçbir şey yapamadım. Bu süreçte çok büyük bir tembelliğe, atalete kapıldım. Öyle ki; bu günlüğü aslında ilk günlerden itibaren gün gün yazmayı düşünüyordum. Tembellikten ötürü ilk olaydan 40 gün sonra yazmaya başlayabildim. Gördüm ki önemli olan zamanın çok olması değil, motivasyonmuş. Salgın günlerinde ben bu motivasyonu sağlayamadım. Spor yapmak için çok zamanım olmasına rağmen yaklaşık 40 günlük süreçte hemen hemen hiç spor yapmadım. Kilo vermek adına hiçbir şey yapamadım. Sporun, dengeli beslenmenin, bağışıklık sisteminin güçlü olmasının bu virüsten korunmak için ne kadar önemli olduğunu bilmeme karşın....
26.04.2020 - Pazar
23 Nisan tatilinin perşembe gününe denk gelmesi nedeniyle 23 Nisanla hafta sonu birleştirilerek 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bugün 4 günlük sokağa çıkma yasağının son günü. 4 gün boyunca evde sıkılabileceğimi düşünmüştüm ama 4 gün çok çabuk, hiç sıkılmadan geçti. Bu salgın zamanında herkesin farkına vardığı şeylerden biri de özgürlüğün kıymeti. Sırf dışarı çıkmak yasak olduğu için zamanının çoğunu evde geçiren insanların dışarıya çıkma isteğiyle dolup taştığını gördüm. Benim de bir iki kez sırf sıkıldığım, dışarıda zaman geçirmek istediğim için kendime iş uydurduğum oldu. Bu dört günde kitap okudum, İngilizce çalıştım, bebeğimle ilgilendim, Kur'an-ı Kerim okudum. En çok da bilgisayar oyunu oynadım. Hem de saatlerce.... Bilgisayarın başına oturduğumda World of Tanks'ı açıp oynamak için can atıyordum. Yine de günlerimi yeterince değerlendirdiğimi düşünmüyorum. Elimde bekleyen mahkeme dosyalarının bilirkişi raporlarını yazabilirdim. Raporları sürekli erteliyorum. Neyse ki dün bir dosyayı ele alıp biraz yazabildim.
29.4.2020 - Çarşamba
Bir süredir havalar ısınıp bahar gelince insanları evde tutmak çok zorlaştı. Ben dahil herkes güzel havayı görüp salgını unuttu ve gezmeye çıktı. Minarelerden havaların ısınması nedeniyle virüsün bitmediği, herkesin evde kalması gerektiği duyuruluyor. Yaklaşık 45 gündür evde kalan insanları güzel havalarda hele ki 3-4 günlük sokağa çıkma yasakları sonrasında evde tutmak gerçekten çok güç. İnsanların kendini sokağa atması da inişe geçmeye başladığı söylenen salgının yeniden patlamasına neden olabilir. Uzmanlar bir ay daha dayanın sonrasında normalleşme başlayacak diyorlar ama haydi hayırlısı. Avukat olmam nedeniyle 15 Mart'tan itibaren 30 Nisan'a kadar adliyelerdeki duruşmalar, icra işlemleri ve sürelerin durdurulması sonucu ekonomik olarak bayağı etkilendim. Yine de 30 Nisana birkaç gün kala "Ya süreler uzatılmaz da, çalışmalar başlarsa!" diye ufak bir endişeye kapıldım. Çünkü ne kadar sıkılsam da görünen o ki çalışmamak, yatmak rahat geliyor. Belli ki bu rahatlığa alışmışım. Hoş, çok geçmeden 30 Nisan'a kadar olan durdurulan sürelere ilişkin uygulamanın 15 Haziran'a kadar uzatıldığı kararı açıklandı. Ben Mayıs sonuna kadar uzatılır diye beklerken 45 günlük bir uzatma gözüme çok geldi. Eğer başta uzatma olmaz da 15 Haziran'da işler normale dönerse toplam 3 aylık bir çalışmama dönemi söz konusu olacak demektir ki, bu süre adliyeler için gerçekten çok uzun bir süre. Bu kadar uzun bir sürede para kazanamamak ben dahil hemen hemen bütün avukatları çok ciddi derecede zarara uğratacak. Bu süreçte bürosunu kapatmak zorunda kalan avukatlar bile olabilir. Benim için şimdilik öyle bir sorun yok. 45 günlük sürede masrafları bir şekilde borç, harç karşılayabilirim gibi görünüyor. Bir yandan sağlığı düşünürken diğer yandan da para konularına kafa yormak gerçekten iç karartıcı ama başa gelen çekilir.
02.5.2020 - Cumartesi
İnsanoğlu her şeye alışıyor elbet. Her şeye olduğu gibi Korona Virüs'le yaşamaya da alıştık. 50 gündür haşır neşir olduğumuz Korona Virüs'le yaşamayı öğrendik. Bazısı ilk günden duruma adapte oldu, bazısı da tedbirler sonrası duruma uyum sağlamaya mecbur kaldı. Kimimiz yaşamını buna uydurarak, kimimiz de umursamayarak bu şekilde yaşamayı öğrendik. Dışarı her çıkışında maskesini, eldivenini takan, eve girdiğinde girer girmez ellerini yıkayıp üstünü başını çamaşır makinesine atan ve duş alan kişiler olduğu gibi hala maskesiz, eldivensiz dışarılarda salınan ve sosyal mesafeye uymadan yaşayan insanlar var.
Korona'yla yaşamaya alıştık alışmasına ama bu alışkanlık pek de iyi bir şey değil. Kendimden söz edecek olursam; ilk günlerde hatta haftalarda içine girdiğim psikolojiden, yani hastalığın bana ya da sevdiklerime kesin bulaşacağı ve hatta ölüm düşüncesinden sıyrılmış durumdayım. Sanki Korona Virüs'ün bana, aileme ve sevdiklerime bulaşma olasılığı yokmuşçasına rahatım. Oysa ki ülkemizdeki vaka sayısı 100.000'leri aştı ve her geçen gün ortalama 2.000 yeni vaka ortaya çıkıyor. Böylesi bir görünüşte çemberin daraldığı, hastalığın bana ve çevreme gün be gün yaklaştığı gerçeği yokmuş gibi yaşamak ve buna alışmak ilginç bir durum. Bunda havaların ısınması ve baharın gelmesinin de etkisinin varlığı yadsınamaz. Havalar güzelleştikçe, doğa canlanıp kuşlar ötmeye, ağaçlar çiçek açmaya başlayınca, güneş içimizi ısıttıkça evde de olsak, sokağa da çıkamasak psikolojimizin iyiye gitmesi, düşüncelerimizin hayra evrilmesi kaçınılmaz.
4.5.2020 - Pazartesi
Korona Virüs yaşamımızın her yönünü etkiledi. Başta elbette ki sağlık yönünü. İkinci olarak da parasal yönden etkileri geliyor. Bu süreçte birçok işyeri kapatıldı, çalışamıyor. Bazıları kısmi çalışabiliyor. Kısmi çalışanların çoğu da günü kurtaramıyor. Kapatıp evde otursak daha iyi, en azından zarar etmeyiz diyenlerin olduğunu biliyorum. Çalışma saatleri ve koşulları aynı olanlar da var elbette. Onlar için çalışma yönünden bir fark olmasa da insanların dışarı çıkamaması nedeniyle bu tür işyerleri de gelirlerinden mahrum kalıyorlar. İşleri bu salgından etkilenmeyen, hatta olumlu yönde etkilenenler de var elbette. Tıpkı fırınlar, marketler gibi. Sokağa çıkma yasağı süresince ev ev gezip ekmek ve Ramazan Pidesi satan fırınlar hallerinden memnunlardır diye düşünüyorum.
Bu süreç beni ve benim gibi serbest avukatlık yapanları, Avukatlık Bürosu olanları çok derinden etkiledi. Bütün iş ve işlemler durduruldu. Gelir yok, para gelmiyor. E bende sabit bir gelir de yok. Dolayısıyla bu süreçte para akışı durdu. Öyle olunca kenarda bulunan ufak tefek yatırımları devreye sokup giderleri karşıladık. Şükürler olsun ki, yaklaşık 50 günlük geçmiş olmasına rağmen henüz ödeyemediğim bir borç bulunmuyor.
Bununla birlikte; sabit bir gelirim olmadığı için devletin ihtiyaç sahiplerine yaptığı destek yardımına başvurdum. Başvuru sonucunda bana desteğin çıkacağını düşünmemiştim ama yine de ne olacak başvurayım gitsin demiştim. 23 Nisanda yaptığım başvurunun üzerinden 10 gün geçtikten sonra bugün hesabıma girip baktığımda 1.000 TL'lik bir paranın yattığını gördüm. Bir yerden para da beklemediğim için nereden geldiğine anlam veremedim. Bir de baktım ki devletin destek parasıymış. Hem şaşırdım, hem mutlu oldum. Hem de gurur duydum. Devletimiz sağolsun dedim. Gerek maskeler olsun, gerek vergilerin ertelenmesi olsun, gerekse de bu destek parası olsun devletten gereken yardımı gördüğümü düşünüyorum. Daha ne olsun! Devletimiz var, milletimiz sağ olsun!
6.5.2020 - Çarşamba Salgın sürecinin benim açımdan en büyük sıkıntılarından birisi bebek beklediğim zamana denk gelmesiydi. Salgın başlayıp kısıtlamalar birbiri ardına gelince, vakalar her gün katlanarak artarken beni doğumun nasıl olacağı, hastane ortamında herhangi bir sıkıntı olup olmayacağı endişesi kaplamıştı. Çok şükür ki 03 Nisanda kızım doğdu ve virüsün kuluçka süresi çoktan geçti.
Doğum sırasında ve sonrasında salgın nedeniyle eşimi ve bebeği kimse görmeye gelemedi. Annem bile. Eşimin annesi doğumdan önce geldikleri için şanslıydılar ve 1 ay bizimle kaldılar. Sonrasında gittiler.
İnsanlara ziyaretçi kabul edemeyeceğimizi uygun bir dille anlattığımızda herkes anlayışla karşıladı. Hatta aman kimseyi kabul etmeyin diyenler bile oldu. Herkesin anlayışla karşıladığı bu duruma tek bir kişi karşı koydu. Annem. Doğumdan beri sürekli olarak gelip bebeği görmek istedi. İlk olarak arabayla gelip kendisini almamı, bebeği görmek istediğini söyledi. Virüs nedeniyle kabul etmedim. O zaman sabahtan otobüse binip geleyim dedi. Elbette ki katiyyen olamazdı. Gelebilecek olsa ne otobüsü, zaten gidip arabayla alırdım. Kesin tavrım karşısında durumu kabullenmek zorunda kaldı ama yine de gün aşırı gelmek istediğini söyledi. "Maske takarım, eldiven takarım, bende sanki virüs mü var, ben bebeğe bulaştırmam." deyip durdu. Bu sözler tam bir cehalet örneğiydi. Virüsün 14 gün kuluçka süresinin oluşu, kişinin taşıyıcı olup olmadığını bilmemesi gibi bilimsel söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktu. Allah (c.c.) korur! Korur da ya bulaşırsa, el kadar bebeği hastane köşelerinde görmek daha mı iyi?! Böyle böyle bir ayı geçirdik.
Yukarıda da dediğim gibi eşimin annesi ve kız kardeşi doğumdan önce gelip toplamda 1 ay kaldılar ve geçen salı günü evlerine gittiler. Giderken bebeğe bakamazsanız çıkar gelirsiniz dediler. Ben de mecbur kalmadıkça evlerine gitmeyeceğimizi, virüs riski olduğunu söyledim. Giderlerse salgın tehlikesi geçene kadar bebeği görmeye gelemeyeceklerini de onlara anlattım. İsterlerse evde kalmaya devam edebileceklerini hatırlattım. Nasılsa bebeğe bakamazlar, çıkıp gelirler diye düşündükleri belliydi ve gittiler. Çok şükür eşim ve ben şu ana kadar tek başımıza bebeğimize bakmayı başardık. Çoktan çıkıp gelmemizi bekleyen kaynanam ise gelmeyeceğimizi öğrenince hayal kırıklığına uğradı. Ufaktan ufaktan bizim onlara gitmemiz gerektiğini aşılamaya başladı. En son bugün beni arayıp gelin, ben size bakarım, bebeği odadan çıkarmam, odaya da kimseyi sokmam dedi. Kayın babam 65 yaş üstü olmasına karşın yasağı kendince ufak ufak deldiği için ben gitme taraftarı değilim. Kaynanam en son telefonda dayanamayıp "Ne var canım sanki bizim evde virüs mü var?" deyiverdi. Olmadığı nereden biliyorsun, ne malum, gözünle mi gördün a canım kaynanacığım? Demem o ki bazı şeyleri kırmak mümkün değil. İnsan birçok şeyi öğrense ve uygulasa bile bilinçaltında yer alanlar bir şekilde, bir durumda ortaya çıkıveriyor.
8.5.2020 - Cuma Karantina günlerini iyi değerlendirebilmek adına Ramazan ayının da gelmesiyle az yiyip kilo vermeye karar verdim. Yaklaşık 10 gündür çok az yiyorum. İftarda bir bardak su içip kalkıyorum. Sahura kadar da doğru düzgün bir şey yemiyorum. Tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyorum ama biraz kilo verdim. Kilo vermek bana iyi geldi. Hem fazla kilolarımdan kurtulunca sağlığımın iyiye gittiğini, astımın daha az sıkıştırdığını hissediyorum. Hem kilo vermeye çalışmak bana ayrı bir motivasyon sağladı. Bu günleri bari bu şekilde boş geçirmemek benim için önemli bir adım.
10.5.2020 - Pazar Hafta sonları sokağa çıkma yasağı sürüyor. Başta sokağa çıkma yasağı ürkütücü geliyordu ama şimdi alıştım. Hatta iyi geldiğini bile söyleyebilirim. Kafa dinleme, dinlenme imkanı oluyor. Normal günlerde de evde kalmamız gerekiyorsa da marketti, bilmem neydi deren çokça dışarı çıkıyoruz. Yasak olduğunda dışarı çıkamayacağımı bilmediğinden olsa gerek her şey daha rahat oluyor. Ramazan ayı olmasının da etkisiyle sahura kadar oturuyorum. Öğlen geç saatlere kadar yatıyorum. Lise yıllarımdaki yaz tatillerini andırıyor. Kitap okuyorum, müzik dinliyorum, How I Met Your Mother izliyorum. Rapor yazıyorum. Karantina günlerine epey alıştım. Normalleşme adımlarının atılmaya başlaması ve vaka sayılarının da her geçen gün azalmasıyla psikolojim günden güne iyi gidiyor. Salgının başladığı zamanlardaki karamsar hava hem bireysel olarak hem de toplum olarak azalıyor.
15.05.2020 - Cuma Kimi insanlar vardır ki, yaşamda bazı şeyler yalnızca kendi başına gelir sanır. Yaşam hep ona kötüdür ve her kötü şey başka kimseyi değil hep onu bulur. Örneğin; her sınavda değişikliklerin kendisini bulduğunu sanır. Ülkemizde her yıl sistemde bir şeyin hatta birçok şeyin değiştiğinin yani her öğrencinin öyle ya da böyle bir değişikliğe muhatap olduğu gerçeğinin farkında değildir. Bunu aklına bile getirmez.
Bu tür insanları anlamakta oldum olası güçlük çekmişimdir. Oysa ki her insanın başına kötü şeyler gelir ve her insan zor dönemlerden geçer.
Salgın sürecinde de buraya kadar olan tüm yazılarda kendi psikolojimi anlatmaya çalıştım. İçinde bulunduğum psikolojinin bana özgü olduğunu sanıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Yukarıda eleştirdiğim insanlar gibi davrandığım kanaatine vardım.
Bu süreçle ilgili aklımda en çok kalan şey tembellik, isteksizlik, motivasyon yitimi duygusuydu. Eş, dost ve çevremdeki avukatlarla konuştuğumda herkesin aynı durumda olduğunu gördüm. Benim gibi hiç kimsenin iş yapası gelmiyormuş. Hatta süreç bittikten sonra adliyeye gitmek zor gelecek diyenler bile var. Özellikle belirtmek isterim ki sözünü ettiğim avukatlar deyim yerindeyse yükünü almış, tuzu kuru insanlar değil. Bürosunun masrafını ödeyebilmek için para kazanmak zorunda olan insanlar. Buna rağmen adliyeye gitmeme isteği bana çok ilginç geldi. Bu anlamda yalnız olmadığımı, hatta birçok kişiye göre çalışma hevesi anlamında iyi durumda olduğumu görüp halime şükrettim.
19.05.2020 - Salı Sanırım evde oturmaktan, sokağa çıkamamaktan, gezmeye gidip dışarıda bir şeyler yiyememekten sıkıldım. Tüm bunları özledim. Bit artık Korona...
23.5.2020 - Cumartesi Peşin peşin bir şeyi söylemem gerekiyor. Korona Salgının başladığı günlerde içime güneş gibi doğan günlük yazma hevesi söndü sayılır. Yalnızca cılız bir mum ışığı kadar kaldı. Bunun bir nedeninin işlerin günden güne iyiye gitmesinin olduğunu sanıyorum. Yavaş yavaş normal yaşama, iş yaşamına dönmeye hazırlanıyoruz. Yasakların bitmesinden sonra neyi, nasıl yapacağım üzerine düşünüyor, kafamı yoruyorum. Dilerim bir terslik olmaz ve 20-25 gün sonra çalışmaya, para kazanmaya başlarız. Tüm bunları yazarken bir yandan da sokağa çıkma yasakları uygulanmaya devam ediyor. Bugün arefe ve yarınki Ramazan Bayramı'nı evde geçireceğiz. Tabi 65 yaş üstündeki insanlar memleketlerine gitmek için izin alabildiler ve kimisi gitti. 2 aydır evde tıkılıp kalmışlardı, onlar için bayağı iyi oldu. Umarım işler açılır da biz de para kazanmaya başlarız. Bu da bizim için iyi olur.
28.05.2020 - Perşembe Eyy Korona! Kimse senden korkmuyor artık! Neden mi? Sokaklara baksana!
Bir süredir havalar ısınıp bahar gelince insanları evde tutmak çok zorlaştı. Ben dahil herkes güzel havayı görüp salgını unuttu ve gezmeye çıktı. Minarelerden havaların ısınması nedeniyle virüsün bitmediği, herkesin evde kalması gerektiği duyuruluyor. Yaklaşık 45 gündür evde kalan insanları güzel havalarda hele ki 3-4 günlük sokağa çıkma yasakları sonrasında evde tutmak gerçekten çok güç. İnsanların kendini sokağa atması da inişe geçmeye başladığı söylenen salgının yeniden patlamasına neden olabilir. Uzmanlar bir ay daha dayanın sonrasında normalleşme başlayacak diyorlar ama haydi hayırlısı. Avukat olmam nedeniyle 15 Mart'tan itibaren 30 Nisan'a kadar adliyelerdeki duruşmalar, icra işlemleri ve sürelerin durdurulması sonucu ekonomik olarak bayağı etkilendim. Yine de 30 Nisana birkaç gün kala "Ya süreler uzatılmaz da, çalışmalar başlarsa!" diye ufak bir endişeye kapıldım. Çünkü ne kadar sıkılsam da görünen o ki çalışmamak, yatmak rahat geliyor. Belli ki bu rahatlığa alışmışım. Hoş, çok geçmeden 30 Nisan'a kadar olan durdurulan sürelere ilişkin uygulamanın 15 Haziran'a kadar uzatıldığı kararı açıklandı. Ben Mayıs sonuna kadar uzatılır diye beklerken 45 günlük bir uzatma gözüme çok geldi. Eğer başta uzatma olmaz da 15 Haziran'da işler normale dönerse toplam 3 aylık bir çalışmama dönemi söz konusu olacak demektir ki, bu süre adliyeler için gerçekten çok uzun bir süre. Bu kadar uzun bir sürede para kazanamamak ben dahil hemen hemen bütün avukatları çok ciddi derecede zarara uğratacak. Bu süreçte bürosunu kapatmak zorunda kalan avukatlar bile olabilir. Benim için şimdilik öyle bir sorun yok. 45 günlük sürede masrafları bir şekilde borç, harç karşılayabilirim gibi görünüyor. Bir yandan sağlığı düşünürken diğer yandan da para konularına kafa yormak gerçekten iç karartıcı ama başa gelen çekilir.
02.5.2020 - Cumartesi
İnsanoğlu her şeye alışıyor elbet. Her şeye olduğu gibi Korona Virüs'le yaşamaya da alıştık. 50 gündür haşır neşir olduğumuz Korona Virüs'le yaşamayı öğrendik. Bazısı ilk günden duruma adapte oldu, bazısı da tedbirler sonrası duruma uyum sağlamaya mecbur kaldı. Kimimiz yaşamını buna uydurarak, kimimiz de umursamayarak bu şekilde yaşamayı öğrendik. Dışarı her çıkışında maskesini, eldivenini takan, eve girdiğinde girer girmez ellerini yıkayıp üstünü başını çamaşır makinesine atan ve duş alan kişiler olduğu gibi hala maskesiz, eldivensiz dışarılarda salınan ve sosyal mesafeye uymadan yaşayan insanlar var.
Korona'yla yaşamaya alıştık alışmasına ama bu alışkanlık pek de iyi bir şey değil. Kendimden söz edecek olursam; ilk günlerde hatta haftalarda içine girdiğim psikolojiden, yani hastalığın bana ya da sevdiklerime kesin bulaşacağı ve hatta ölüm düşüncesinden sıyrılmış durumdayım. Sanki Korona Virüs'ün bana, aileme ve sevdiklerime bulaşma olasılığı yokmuşçasına rahatım. Oysa ki ülkemizdeki vaka sayısı 100.000'leri aştı ve her geçen gün ortalama 2.000 yeni vaka ortaya çıkıyor. Böylesi bir görünüşte çemberin daraldığı, hastalığın bana ve çevreme gün be gün yaklaştığı gerçeği yokmuş gibi yaşamak ve buna alışmak ilginç bir durum. Bunda havaların ısınması ve baharın gelmesinin de etkisinin varlığı yadsınamaz. Havalar güzelleştikçe, doğa canlanıp kuşlar ötmeye, ağaçlar çiçek açmaya başlayınca, güneş içimizi ısıttıkça evde de olsak, sokağa da çıkamasak psikolojimizin iyiye gitmesi, düşüncelerimizin hayra evrilmesi kaçınılmaz.
4.5.2020 - Pazartesi
Korona Virüs yaşamımızın her yönünü etkiledi. Başta elbette ki sağlık yönünü. İkinci olarak da parasal yönden etkileri geliyor. Bu süreçte birçok işyeri kapatıldı, çalışamıyor. Bazıları kısmi çalışabiliyor. Kısmi çalışanların çoğu da günü kurtaramıyor. Kapatıp evde otursak daha iyi, en azından zarar etmeyiz diyenlerin olduğunu biliyorum. Çalışma saatleri ve koşulları aynı olanlar da var elbette. Onlar için çalışma yönünden bir fark olmasa da insanların dışarı çıkamaması nedeniyle bu tür işyerleri de gelirlerinden mahrum kalıyorlar. İşleri bu salgından etkilenmeyen, hatta olumlu yönde etkilenenler de var elbette. Tıpkı fırınlar, marketler gibi. Sokağa çıkma yasağı süresince ev ev gezip ekmek ve Ramazan Pidesi satan fırınlar hallerinden memnunlardır diye düşünüyorum.
Bu süreç beni ve benim gibi serbest avukatlık yapanları, Avukatlık Bürosu olanları çok derinden etkiledi. Bütün iş ve işlemler durduruldu. Gelir yok, para gelmiyor. E bende sabit bir gelir de yok. Dolayısıyla bu süreçte para akışı durdu. Öyle olunca kenarda bulunan ufak tefek yatırımları devreye sokup giderleri karşıladık. Şükürler olsun ki, yaklaşık 50 günlük geçmiş olmasına rağmen henüz ödeyemediğim bir borç bulunmuyor.
Bununla birlikte; sabit bir gelirim olmadığı için devletin ihtiyaç sahiplerine yaptığı destek yardımına başvurdum. Başvuru sonucunda bana desteğin çıkacağını düşünmemiştim ama yine de ne olacak başvurayım gitsin demiştim. 23 Nisanda yaptığım başvurunun üzerinden 10 gün geçtikten sonra bugün hesabıma girip baktığımda 1.000 TL'lik bir paranın yattığını gördüm. Bir yerden para da beklemediğim için nereden geldiğine anlam veremedim. Bir de baktım ki devletin destek parasıymış. Hem şaşırdım, hem mutlu oldum. Hem de gurur duydum. Devletimiz sağolsun dedim. Gerek maskeler olsun, gerek vergilerin ertelenmesi olsun, gerekse de bu destek parası olsun devletten gereken yardımı gördüğümü düşünüyorum. Daha ne olsun! Devletimiz var, milletimiz sağ olsun!
6.5.2020 - Çarşamba Salgın sürecinin benim açımdan en büyük sıkıntılarından birisi bebek beklediğim zamana denk gelmesiydi. Salgın başlayıp kısıtlamalar birbiri ardına gelince, vakalar her gün katlanarak artarken beni doğumun nasıl olacağı, hastane ortamında herhangi bir sıkıntı olup olmayacağı endişesi kaplamıştı. Çok şükür ki 03 Nisanda kızım doğdu ve virüsün kuluçka süresi çoktan geçti.
Doğum sırasında ve sonrasında salgın nedeniyle eşimi ve bebeği kimse görmeye gelemedi. Annem bile. Eşimin annesi doğumdan önce geldikleri için şanslıydılar ve 1 ay bizimle kaldılar. Sonrasında gittiler.
İnsanlara ziyaretçi kabul edemeyeceğimizi uygun bir dille anlattığımızda herkes anlayışla karşıladı. Hatta aman kimseyi kabul etmeyin diyenler bile oldu. Herkesin anlayışla karşıladığı bu duruma tek bir kişi karşı koydu. Annem. Doğumdan beri sürekli olarak gelip bebeği görmek istedi. İlk olarak arabayla gelip kendisini almamı, bebeği görmek istediğini söyledi. Virüs nedeniyle kabul etmedim. O zaman sabahtan otobüse binip geleyim dedi. Elbette ki katiyyen olamazdı. Gelebilecek olsa ne otobüsü, zaten gidip arabayla alırdım. Kesin tavrım karşısında durumu kabullenmek zorunda kaldı ama yine de gün aşırı gelmek istediğini söyledi. "Maske takarım, eldiven takarım, bende sanki virüs mü var, ben bebeğe bulaştırmam." deyip durdu. Bu sözler tam bir cehalet örneğiydi. Virüsün 14 gün kuluçka süresinin oluşu, kişinin taşıyıcı olup olmadığını bilmemesi gibi bilimsel söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktu. Allah (c.c.) korur! Korur da ya bulaşırsa, el kadar bebeği hastane köşelerinde görmek daha mı iyi?! Böyle böyle bir ayı geçirdik.
Yukarıda da dediğim gibi eşimin annesi ve kız kardeşi doğumdan önce gelip toplamda 1 ay kaldılar ve geçen salı günü evlerine gittiler. Giderken bebeğe bakamazsanız çıkar gelirsiniz dediler. Ben de mecbur kalmadıkça evlerine gitmeyeceğimizi, virüs riski olduğunu söyledim. Giderlerse salgın tehlikesi geçene kadar bebeği görmeye gelemeyeceklerini de onlara anlattım. İsterlerse evde kalmaya devam edebileceklerini hatırlattım. Nasılsa bebeğe bakamazlar, çıkıp gelirler diye düşündükleri belliydi ve gittiler. Çok şükür eşim ve ben şu ana kadar tek başımıza bebeğimize bakmayı başardık. Çoktan çıkıp gelmemizi bekleyen kaynanam ise gelmeyeceğimizi öğrenince hayal kırıklığına uğradı. Ufaktan ufaktan bizim onlara gitmemiz gerektiğini aşılamaya başladı. En son bugün beni arayıp gelin, ben size bakarım, bebeği odadan çıkarmam, odaya da kimseyi sokmam dedi. Kayın babam 65 yaş üstü olmasına karşın yasağı kendince ufak ufak deldiği için ben gitme taraftarı değilim. Kaynanam en son telefonda dayanamayıp "Ne var canım sanki bizim evde virüs mü var?" deyiverdi. Olmadığı nereden biliyorsun, ne malum, gözünle mi gördün a canım kaynanacığım? Demem o ki bazı şeyleri kırmak mümkün değil. İnsan birçok şeyi öğrense ve uygulasa bile bilinçaltında yer alanlar bir şekilde, bir durumda ortaya çıkıveriyor.
8.5.2020 - Cuma Karantina günlerini iyi değerlendirebilmek adına Ramazan ayının da gelmesiyle az yiyip kilo vermeye karar verdim. Yaklaşık 10 gündür çok az yiyorum. İftarda bir bardak su içip kalkıyorum. Sahura kadar da doğru düzgün bir şey yemiyorum. Tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyorum ama biraz kilo verdim. Kilo vermek bana iyi geldi. Hem fazla kilolarımdan kurtulunca sağlığımın iyiye gittiğini, astımın daha az sıkıştırdığını hissediyorum. Hem kilo vermeye çalışmak bana ayrı bir motivasyon sağladı. Bu günleri bari bu şekilde boş geçirmemek benim için önemli bir adım.
10.5.2020 - Pazar Hafta sonları sokağa çıkma yasağı sürüyor. Başta sokağa çıkma yasağı ürkütücü geliyordu ama şimdi alıştım. Hatta iyi geldiğini bile söyleyebilirim. Kafa dinleme, dinlenme imkanı oluyor. Normal günlerde de evde kalmamız gerekiyorsa da marketti, bilmem neydi deren çokça dışarı çıkıyoruz. Yasak olduğunda dışarı çıkamayacağımı bilmediğinden olsa gerek her şey daha rahat oluyor. Ramazan ayı olmasının da etkisiyle sahura kadar oturuyorum. Öğlen geç saatlere kadar yatıyorum. Lise yıllarımdaki yaz tatillerini andırıyor. Kitap okuyorum, müzik dinliyorum, How I Met Your Mother izliyorum. Rapor yazıyorum. Karantina günlerine epey alıştım. Normalleşme adımlarının atılmaya başlaması ve vaka sayılarının da her geçen gün azalmasıyla psikolojim günden güne iyi gidiyor. Salgının başladığı zamanlardaki karamsar hava hem bireysel olarak hem de toplum olarak azalıyor.
15.05.2020 - Cuma Kimi insanlar vardır ki, yaşamda bazı şeyler yalnızca kendi başına gelir sanır. Yaşam hep ona kötüdür ve her kötü şey başka kimseyi değil hep onu bulur. Örneğin; her sınavda değişikliklerin kendisini bulduğunu sanır. Ülkemizde her yıl sistemde bir şeyin hatta birçok şeyin değiştiğinin yani her öğrencinin öyle ya da böyle bir değişikliğe muhatap olduğu gerçeğinin farkında değildir. Bunu aklına bile getirmez.
Bu tür insanları anlamakta oldum olası güçlük çekmişimdir. Oysa ki her insanın başına kötü şeyler gelir ve her insan zor dönemlerden geçer.
Salgın sürecinde de buraya kadar olan tüm yazılarda kendi psikolojimi anlatmaya çalıştım. İçinde bulunduğum psikolojinin bana özgü olduğunu sanıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Yukarıda eleştirdiğim insanlar gibi davrandığım kanaatine vardım.
Bu süreçle ilgili aklımda en çok kalan şey tembellik, isteksizlik, motivasyon yitimi duygusuydu. Eş, dost ve çevremdeki avukatlarla konuştuğumda herkesin aynı durumda olduğunu gördüm. Benim gibi hiç kimsenin iş yapası gelmiyormuş. Hatta süreç bittikten sonra adliyeye gitmek zor gelecek diyenler bile var. Özellikle belirtmek isterim ki sözünü ettiğim avukatlar deyim yerindeyse yükünü almış, tuzu kuru insanlar değil. Bürosunun masrafını ödeyebilmek için para kazanmak zorunda olan insanlar. Buna rağmen adliyeye gitmeme isteği bana çok ilginç geldi. Bu anlamda yalnız olmadığımı, hatta birçok kişiye göre çalışma hevesi anlamında iyi durumda olduğumu görüp halime şükrettim.
19.05.2020 - Salı Sanırım evde oturmaktan, sokağa çıkamamaktan, gezmeye gidip dışarıda bir şeyler yiyememekten sıkıldım. Tüm bunları özledim. Bit artık Korona...
23.5.2020 - Cumartesi Peşin peşin bir şeyi söylemem gerekiyor. Korona Salgının başladığı günlerde içime güneş gibi doğan günlük yazma hevesi söndü sayılır. Yalnızca cılız bir mum ışığı kadar kaldı. Bunun bir nedeninin işlerin günden güne iyiye gitmesinin olduğunu sanıyorum. Yavaş yavaş normal yaşama, iş yaşamına dönmeye hazırlanıyoruz. Yasakların bitmesinden sonra neyi, nasıl yapacağım üzerine düşünüyor, kafamı yoruyorum. Dilerim bir terslik olmaz ve 20-25 gün sonra çalışmaya, para kazanmaya başlarız. Tüm bunları yazarken bir yandan da sokağa çıkma yasakları uygulanmaya devam ediyor. Bugün arefe ve yarınki Ramazan Bayramı'nı evde geçireceğiz. Tabi 65 yaş üstündeki insanlar memleketlerine gitmek için izin alabildiler ve kimisi gitti. 2 aydır evde tıkılıp kalmışlardı, onlar için bayağı iyi oldu. Umarım işler açılır da biz de para kazanmaya başlarız. Bu da bizim için iyi olur.
28.05.2020 - Perşembe Eyy Korona! Kimse senden korkmuyor artık! Neden mi? Sokaklara baksana!