Dın dıt dıt dıdın dıdın dın dıt dıdın dıdın...
Biliyorum hiçbir şey anlamadınız. İzin verin de açıklayayım...
Yazının açıklayamadığı, anlatamadığı çok az imge vardır.
İzahı zor ve ender bu imgelerden biri de müziktir.
Eğer müzik yazıyla açıklanabilir olsaydı yukarıdaki anlamsız sözlerin Sertab Erener'in 'Bu Böyle' şarkısının o büyülü melodisi olduğu hemen anlaşılabilirdi.
Son birkaç yıldır ayırtına vardığım bir husus var. Bu durum bilinçli bir düşüncenin ürünü değil. Kendiliğinden ortaya çıkan, bir iç sesin kulağıma ve yüreğime fısıldadığı bir olgu.
Çok gezen, gezmeyi seveni biri olarak uzun zamandır yaptığım her yolculuğun bana ilişkin bir şarkısı var oluyor. Yolculuklarda dinlediğim diğer şarkıların arasından sıyrılan, özel bir yer edinen bu şarkılar benim özellikle seçtiğim şarkılar olmuyor. Uygun zamanı ve duyguyu bekleyerek bam telimi titreten şarkılar beliriyor.
Bu durumu ilk olarak bir yılbaşı gecesi İzmir'e yaptığım yolculukta fark ettim. İzmir'e gidiyordum ve Savoir Adore'un Dreamers şarkısı yol boyu beni tutsak etti, gezim boyunca başka şarkı dinlememe izin vermedi. Bu şarkıyı saatlerce ardı ardına dinledim ve şarkıdan asla bıkmadım.
Bu kısa bilginin ardından gelelim konumuza...
Şimdiyse Giresun Tirebolu'dan, Bartın Amasra'ya gidiyorum ve beni serbest bırakmayan şarkı yukarıda da değindiğim gibi Sertab Erener'in Bu Böyle şarkısı.
Yaklaşık on yıldır iller arası yolcu taşıtlarında her koltuğun arkasında yolcuya özel ekranlar var. Bu ekranlardan isteyen istediği filmi, kanalı izleyip dilediği şarkıyı dinleyebiliyor.
Söz konusu ekranlar yolcu taşıtı firmasının iyi ya da kötü oluşuna, taşıtın eski ya da yeni oluşuna ve hatta gidilen güzergahın işlek ya da sapa oluşuna göre bize çeşitli olanaklar sunuyor.
Taşıt ve ekran yeniyse güncel şarkıları bulabilirken eski bir taşıta rast geldiyseniz bu programda eski şarkılar bulunuyor. Ekranınızda güncel olmayan, 8-10 yıl öncenin gözde şarkıları bulunuyor. İşbu, bindiğim otobüs taaa kaç yıl öncenin şarkıları vardı ve onlardan biri de Bu Böyle idi...
Yolculuğum Tirebolu'dan Bartın'a olacak. Bu hatta, yolcu yoğunluğu az olduğu için günde tek bir sefer var ve o seferde de otobüs neredeyse her ilçede durup yolcu alıyor. Bir türlü, doğru düzgün yola koyulamıyoruz. Tirebolu'dan gecikmeli olarak hareket eden otobüs Giresun, Bulancak, Piraziz, Ordu, Ünye, Fatsa derken tüm sahil ilçelerinin terminallerini görmemizi sağlıyor. Yetmezmiş ve çok yol almış gibi bir de Terme'de mola veriyor. Neyse efendim, çektiğimiz bu sıkıntı bize kalsın ve dağıttığımız konuyu toparlayıp kaldığımız yerden sürdürelim.
Koltuk ekranım eski olduğu için güzel bir film bulamadım ve şarkı sıralamasına geçtim. Alfabetik olarak şarkıların sıralandığı listede içlerinden seçerek dinlediğim güzel şarkıların ardından sıra Sertab Erener'e geldi ve yukarıda da değindiğim gibi gözüm hemen Bu Böyle'yi aradı. Buldum, dinledim, dinledim ve yine dinledim...
Dinlerken, Samsun'u geçtik, Çorum'u, sayısız Çorum Leblebicisi ve Osmancık Pirinçcisini geçtik. Gecenin ilerleyen saatlerinde uyumuşum. Uyandığımda Karabük'e gelmiştik ve gün ağarmak üzereydi.
Karabük il merkezinden çıktıktan sonra 5-10 dakikalık bir mesafenin ardından Safranbolu'dan geçtik. Hava karanlık olmasına karşın Safranbolu'nun o ünlü ve kendine özgü tarihi dokusu ve evleri kendini belli ediyordu. Gidilecek yerler sıralamasında bulunduğu için Safranbolu'ya 'görüşmek üzere' dedim.
Karabük'ten Bartın'a vardığımızda sabahın altısıydı. Erken vakit olduğu için Bartın-Amasra seferini yapan dolmuşlar çalışmaya başlamamıştı. Bu dolmuşlar yaklaşık 1 saatlik aralıklarla kalkıyor. Yolculuk 20-25 dakika sürüyor.
Bartın il olarak bile küçücük ve yemyeşil bir yer iken, Bartın merkezden Amasra'ya gidişte bir eski yol var bir de yeni yol. Eski yoldan giden dolmuşlara denk gelmek daha cazip çünkü eski denen yol tümüyle ormanların içinden geçiyor. Hatta bu yol tipik Karadeniz köy yolları gibi. İki şehir merkezi arasından geçerken adeta köy yolu gibi bir ormanlığın içinden geçtiğime şaşırdım.
Karabük'ten Bartın'a vardığımızda sabahın altısıydı. Erken vakit olduğu için Bartın-Amasra seferini yapan dolmuşlar çalışmaya başlamamıştı. Bu dolmuşlar yaklaşık 1 saatlik aralıklarla kalkıyor. Yolculuk 20-25 dakika sürüyor.
Bartın il olarak bile küçücük ve yemyeşil bir yer iken, Bartın merkezden Amasra'ya gidişte bir eski yol var bir de yeni yol. Eski yoldan giden dolmuşlara denk gelmek daha cazip çünkü eski denen yol tümüyle ormanların içinden geçiyor. Hatta bu yol tipik Karadeniz köy yolları gibi. İki şehir merkezi arasından geçerken adeta köy yolu gibi bir ormanlığın içinden geçtiğime şaşırdım.
Amasra herkesin bildiği, söylediği ve herkesçe anlatıldığı gibi doğasıyla çok güzel bir deniz kıyısı ilçesi. Bunu daha Amasra'ya giderken, şehri yukarıdan gördüğünüzde anlıyorsunuz. Dağdan aşağı inerken önce yerleşim, sonra Karadeniz ve son olarak da Fatih Sultan Mehmed'in seferdeyken hocası Akşemseddin'e 'Lala lala! Çeşm-i Cihan bu mu ola?' dediği Amasra gösteriyor kendini... Aradan geçen yüzlerce yıla karşın cihan padişahının neden böyle söylediğini gayet iyi anlıyorum.
Ormanları, dağları, küçük körfezi, adaları ile tam bir doğa harikası. Ancak; ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan çarpık ve çirkin yapılaşma burada da söz konusu. Bu konuda duyarlı olan kişilerin tadını kaçıracak, canını sıkacak derecede kötü örnekler bulunuyor. Bu yapılar Amasra'nın güzelliğine gölge düşürüyor.
Amasra küçük bir yer ve gezilecek yerlerini yürüyerek yaklaşık 2-3 saatte kolayca gezmek olanaklı. Şehrin merkezinde bir koyun kenarında indiğim dolmuştan iner inmez görülmesi gereken yerleri bulmaya koyuluyorum.
Gezilecek yerlere şehrin biraz dışında bulunan Bedesten'le başlıyorum. 3. yüzyılda yapıldığı belirtilen Bedesten'den geriye yıkılma tehlikesi ile baş başa bulunan ve sağını solunu otların sarıp kapladığı yapılar kalmış. Amasra'nın müzesi de Bedesten yolu üzerinde.
Sonrasında şehrin kuzeyinde kalan ve Karadeniz'e bakan liman ve plaj bölgesine ilerliyorum. Amasra'nın Merkezindeki en büyük plaj burada ve genelde çok kalabalık değil. Deniz öğleye kadar temiz ise de, öğlen vaktinde tadınızı kaçıracak derecede kirleniyor. Bulanık ve çer çöp dolu bir duruma geliyor.
Yüzmeyi iyi bilenler ve gençler plajdan çok plajın karşısında bir yerde bulunan mendirekten ve Kemeri Köprüsü'ne doğru giderken yol üzerindeki Direklikaya'nın bulunduğu yerden denize giriyorlar. Sözünü ettiğim her iki yerde de denize girmenin tehlikeli olduğuna ilişkin Belediyenin uyarı tabelası var. Kemere Köprüsü demişken bu güzelim köprüyü anlatmamak ama ona özel olarak açacağım paragrafın sırası gelmedi.
Madem Direklikaya dedik geziye buradan devam edelim. Plajdan batıya doğru geldiğimizde yarımadanın diğer yanında tarihi Çekiçciler Çarşısı ve Tahtacılar Çarşısı var. Buradaki dükkanlardan hediyelik eşya almanız mümkün. Bu dükkanların bitiminde salı günleri açık olan ve kadınların doğal ürünlerini sattığı halk pazarı geliyor. Pazarı da geçtikten sonra Kaleye ve Direklikaya'ya doğru devam ediyoruz.
Madem Direklikaya dedik geziye buradan devam edelim. Plajdan batıya doğru geldiğimizde yarımadanın diğer yanında tarihi Çekiçciler Çarşısı ve Tahtacılar Çarşısı var. Buradaki dükkanlardan hediyelik eşya almanız mümkün. Bu dükkanların bitiminde salı günleri açık olan ve kadınların doğal ürünlerini sattığı halk pazarı geliyor. Pazarı da geçtikten sonra Kaleye ve Direklikaya'ya doğru devam ediyoruz.
Kemeri Köprü'ye gitmeden önce kaleye çıkalım.
Amasra Kalesi; Cenevizlilerden kalma bir kale olup içerisinde halen yaşam sürmektedir. Ayrıca; kale UNESCO'nun Dünya Mirası Listesinde yer aldığı bilgisi bulunuyor.
Kalede Fatih Sultan Mehmed'in Amasra'yı fethettikten sonra kiliseden dönüştürdüğü bir cami var. Bu cami dışı taştan yapılma olup içerisi ve tavanı tahtadan, küçük bir camidir. Doğrusunu söylemek gerekirse biraz da rutubetli bir cami...
Kalenin sokaklarını ve çiçek dolu evlerini gezdikten sonra aşağı doğru iniyoruz ve hemen karşımıza Kemeri Köprü geliyor. Bu köprü yarımada ile yarımadaya çok yakın bir adayı birbirine bağlıyan küçük, zarif bir tarihi köprü. Köprünün ada tarafında kalan ucunda bir binek aracının ancak geçebildiği büyüklükte bir kapı bulunuyor. Adaya içme suyunun tankerlerle Belediye tarafından sağlandığını gördüğümü de belirteyim.
Adaya geçince hemen her yerde karşısına Ağlayan Ağaç tabelası çıkıyor. İster istemez o yöne doğru çıkıyoruz ve gerçekten karşımıza güzel bir manzara çıkıyor. Amasra'yı ve Karadeniz'i yüksek bir tepeden gören hakim bir tepe burası. Adını aldığı Ağlayan Ağaç burada ama ağaç işi sanırım olayın pazarlama boyutu. Orada bulunan iki üç ağaç arasından "hangisi ki Ağlayan Ağaç?" sorusunu sormadan edemiyoruz.
Burada güzel bir manzara bulunduğu için haliyle buraya bir cafe yapılmış. Cafe'ye oturmayı kimseye önermiyorum. Hizmet ve işletmecilik sıfır. Amasra'da genel olarak esnafın iyi, güler yüzlü ve ilgili olduğunu söyleyebilirim. Nasılsa buraya bir daha gelir mi gelmez mi diye bakmıyor, müşteriyle ilgileniyorlar ama sözünü ettiğim yer tam bir para tuzağı. Manzaraya karşı banklar koymuşlar ve banklara oturmak bile ücretli. Üstelik banklarda 'Amasra Belediyesi' yazısı var.
Sıcak havada uzunca bir yolu yürüdüğüm ve yol yorgunluğu da olduğundan bitkindim. İçecek bir şeyler istedim. İlk olarak, masada peçete yoktu. İçecekler geldiğinde peçete de istedim ve garson kız bana bir paket selpak getirdi. Ben peçete istediğimi söylediğimde; ukala bir edayla "masayı silmemi istediğinizi söyleseydiniz, silerdim." dedi. Bense yalnızca peçete istediğimi söyledim. Bir mekana gittiğinizde peçete getirilir dedim. Garson kız bana; "biz getirmiyoruz, böyle satıyoruz" dedi. Bende selpağı geri verip öyleyse geri götürün, istemiyorum bunu dedim. İçecekleri açmamış olsaydım, kalkıp gidecektim. Sonrasında garson kız ne masayı sildi ne de peçete getirdi. Yaşadığım bu can sıkıcı olayın moral bozukluğuyla Ağlayan Ağaç'tan inmeye koyuldum ve otele gittim.
Amasra'yla ilgili yazımızı adı Amasra'yla özdeşleşen Barış Akarsu'yla tamamlayalım. Küçük Amasra'nın küçük meydanında Rahmetli Barış Akarsu adına bir dernek kurulmuş. (Bkz. Barış Akarsu Kültür ve Yardımlaşma Derneği) Derneğin kuruluşunda Haluk Levent'in katkısı büyükmüş. Varolasın güzel insan!
Amasra'yla ilgili yazımızı adı Amasra'yla özdeşleşen Barış Akarsu'yla tamamlayalım. Küçük Amasra'nın küçük meydanında Rahmetli Barış Akarsu adına bir dernek kurulmuş. (Bkz. Barış Akarsu Kültür ve Yardımlaşma Derneği) Derneğin kuruluşunda Haluk Levent'in katkısı büyükmüş. Varolasın güzel insan!







