14 Ocak 2019 Pazartesi

Altın Kıllı Devler Padişahı

2010 Yılı Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Projesi kapsamında basılan kitaplardan biri olan “İstanbul Masalları” adlı kitabın “Altın Kıllı Devler Padişahı” adlı masalının bir bölümünde masal kahramanı olan çocuk, kafasında altın kıllı saçlar olan Devler Padişahının evine gider. Evde Devler Padişahının anasıyla, yani Dev Anasıyla karşılaşır. Dev Anası, Devler Padişahı çocuğa zarar vermesin diye çocuğu saklar ve Devler Padişahına bir oyun eder. Bundan sonrasını masalın kendinden okuyalım: “…Dev ninesi çocuğu çalar saatin içine saklamış. Gece olunca devler padişahı mağarasına gelip odasına girmiş. Odada farklı bir koku duyunca birden hiddetlenip, “Burada insan kokusu var.” diyerek sağı solu karıştırmaya başlamış.
Devler ninesi araya girip, “Ne yapıyorsun oğlum, burada insanın işi ne? Dağıtıp durma ortalığı, daha yeni topladım” diyerek azarlamaya başlamış…”
Elbette ki her masalda olduğu gibi bu masal da mutlu bitmiş ve masalın kahramanları muradına ermiş.
Benim dikkatinizi çekmek istediğim nokta ise şudur ki: Gerçek yaşamda değil de masalda bile olsa, insan değil de dev bile olsa, hatta dev değil de dev anası bile olsa, bir kadının kendi evinin dağıtılmasına tahammülü yoktur. O ev illa ve kat’a derli toplu olmalıdır. Yoksa Devler Padişahı bile olsa kalayı yersin. Selametle…

8 Ocak 2019 Salı

Kastamonu

Çevresinde birçok Kastamonulu bulunan ve Kastamonu ile ilgili bilgiler, öyküler, özellikler duyarak yıllarını geçiren biriyim. Hatta Kastamonu'nun birçok ilçesini sayabilecek, oraya özgü yemekleri sıralayabilecek kadar bilgi sahibiyim.
Osmanlı'da Kastamonu sınırlarının taa Üsküdar'dan başladığından tutun, Büryan'ın aslında Kastamonu'ya ait olduğuna, Kurtuluş Savaşı'nda en çok şehit veren yer oluşuna kadar birçok konuda duyumlarım ve tartışmalarım vardır.
Gerçekten de Kastamonu gerek tarihimiz gerekse de gelenek-göreneklerimiz açısından oldukça önemli bir yer.
Köçek oyunu, Taşköprü Sarımsağı, Kastamonu usulü döneri, velileri, kır pidesi, doğal güzellikleriyle çoğumuzun bildiği ama yine de keşfedilmeyi bekleyen bir yer.
Keşfedilmesi bu güzel ilimiz için ekonomik ve turistik olarak olumlu olabilir. Ancak keşfedilmemiş ve el değmemiş olması Kastamonu'nun bakir kalmasını, doğasının geleceğe taşınmasını sağlıyor. Demek istediğim şu ki: Kastamonu da doğası harika olan diğer illerimiz gibi keşfedilirse birçok ilin başına geldiği şeyi yaşayıp eski güzelliğinden eser kalmayabilir.
Sözü uzatıp amacımdan uzak kaldım. Gelelim konumuza...
Kastamonu'nun ilk ve belki de en büyük olumsuz yönü ulaşımının zor olması. Yıllar yılı İstanbul'dan Kastamonu'ya gidişin arabayla 5-6, otobüsle 8-9 saat sürmesini aklım almamıştır. 

İstanbul - Kastamonu, Kastamonu Merkez/Kastamonu güzergahının haritası


Aslında Kastamonu'dan Kastamonu'ya ulaşım bile zor. Merkez'den Sahil ilçelerine, iç ilçelerden Merkez'e bile gitmek epey zaman alıyor.

İstanbul - Kastamonu, Kastamonu Merkez/Kastamonu güzergahının haritası
(Cide - Kastamonu arası, 2 Saat)

Ben Kastamonu'ya Amasra'dan gidiyorum. Yolum epey aktarmalı ve sıkıntılı. Amasra'dan Kastamonu'ya doğrudan otobüs yok. Hiç yok. Bartın'dan da Kastamonu'ya doğrudan otobüs yok. Tek şansım Amasra'dan Karabük'e gidip Karabük'ten Kastamonu'ya gitmek. Karabük'ten Kastamonu'ya da belli bir saatten sonra otobüs yok. Yani kendi aracınız yoksa Amasra-Kastamonu ve Kastamonu-Amasra arası gidiş geliş oldukça zor. Bu seçenekte yol beklemelerle birlikte toplamda 7-8 saat sürüyor.
Karabük-Kastamonu arasındaki yol geniş ve rahat bir yol. Yer yer iki tepe arası vadiden geçiyoruz ve izlemesi keyif verici. Ben de yoldan keyif ala ala yolculuğumu sürdürüyorum.
Kastamonu il merkezine girdiğimizde Belediyenin 'Türkiye'nin en temiz iline hoş geldiniz.' yazısı bizi karşılıyor. Sonradan görüyorum ki bu kadar iddialı olmakta haklılar. Merkezde her yer tertemiz. Yerlerde değil bir çöp, bir izmarit, düşen bir yaprak bile görmek zor. Nasıl oluyor da, çevreyi bu kadar temiz tutabiliyorlar diye merak ediyorum. Şehir Merkezinden geçen nehirde bile herhangi bir kirlilik yok. Bu yönüyle Kastamonu'ya hayran kalmamak elde değil.

Şehri gezerken dikkatimi çeken bir diğer husus türbe tabelalarının çokluğu. Her köşe başında, neredeyse her sokakta birçok türbenin, velinin mezarının varlığı beni şaşırttı. Evliyalar Şehri (Evliyalar yazım açısından hatalı bir sözcük. Evliya zaten veliler demek iken çoğul bir sözcük olan evliyaya ikinci bir çoğul eki getirmek yanlış.) olarak bilinen illerimizden biri olduğunu biliyordum ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Elimi semaya açıp dua edebileceğim yer o kadar çok ki.



Bu velilerin en bilineni tartışmasız Hazreti Pir Şeyh Şaban-ı Veli. Valilik meydanına 10-15 dakikalık bir yürüme aralığında bir türbesi bulunan Şaban-ı Veli'nin etkileyici kerametleri olduğu söyleniyor. Türbenin bahçesinden çıkan suyun öyküsü dinlemeye, okumaya değer. Keza insanlar da bu sudan şişelerine, bidonlarına doldurmak için kuyruk beklemeyi göze alıyorlar.







Kastamonu'nun en önemli simgelerinden biri Nasrullah Camii. Nasrullah Camii Kastamonu'nun en büyük camii olma özelliğine sahip ve çevresindeki şadırvanı ve diğer yapılarıyla birlikte bir külliye. Ayrıca; Mehmet Akif Ersoy Nasrullah Camii'nde Mili Mücadele'yi öven konuşmalar yapmış. O yönüyle de tarihi anlamda öneme sahip. Caminin şadırvanının iki yanında birer sadaka taşı durmakta. İstanbul'da bile Osmanlı döneminden ayakta kalan yalnızca bir tane Sadaka Taşı -o da Üsküdar Doğancılar'dadır- varken bu Nasrullah Camii'nin sadaka taşlarının yerinde durması övgüyü hak ediyor. 




Gezim zaman kısıtlığı nedeniyle kısa sürse de sonunda elbette karnım acıktı ve Kastamonu'ya özgü bir şeyler yemeye karar verdim. Yiyecek bir şey bulmam zor olmadı. Kastamonu usulü döner yemek için ünlü Nasrullah Çorbacısı'na girdim. Yediğim döneri beğendim ama yine ünlü olduğu söylenen su muhallebisinden yediğimde çok güzel bulmadım ve bir özelliğini de göremedim. İstanbul'da herhangi bir yerde yiyeceğiniz ortalama bir su muhallebisi tadında...