1 Ekim 2015 Perşembe

30.09.2015 Tarihli Astana-Galatasaray Karşılaşmasının Ardından

Bu Türk takımlarının gerizekalılığından bıktım.
Kendi blogumuzda da içimizden geldiği gibi konuşamayacak mıyız kardeşim? Bari burada gönlümüzce eleştirelim eleştirilmesi gerekenleri. Zaten istediğimiz kadar eleştirelim yine kendi bildiklerini yapmayacaklar mı, yine kendi istedikleri şekilde yönetmeyecek mi?
Evet, bunun adı düpedüz gerizekalılık, salaklık...
Yıllar yılı birbirinden değişik takımlarımız Avrupa Kupalarında ülkemizi temsil etti. Kimi başarılı oldu, kimi olamadı. Sorun değil. Tüm bu takımların tek bir ortak özelliği var. Bu takımların hepsi saçmasapan şekilde yeniliyor, akıl almaz bir durumda elenip gidiyorlar.
Bu eleştirimden ayrı tutabileceğim bir tek takım bile yok.
Takımlarımızın ve oyuncularımızın Avrupa takımlarından ne teknik ne stratejik ne de olanaklar açısından hiçbir eksiği yok. Tek sıkıntı takım olamamak. 10 yıldır sayısız örnek bize gösterdi ki Avrupa'da başarılı olmak istiyorsan savunmayı iyi yapacaksın arkadaş! Önce savunacaksın. Bizim takımlarımız hala bunu anlamamış olacaklar ki kendileriyle kıyaslanamayacak olan takımlara karşı olmadık sonuçlar alıyorlar.
Bu akşamki maçtan örnek verelim. Şampiyonlar Ligi karşılaşması yapıyorsun. Deplasmandasın. İyi kötü bir gol bulmuşsun ve öne geçmişsin. Yapman gereken skoru tutup maçı bu sonuca bağlamak. Hatta yapabiliyorsan ikinci golü atıp rahatlamak. Gel gelelim ikinci yarıda verilen pozisyonları aynı durumdaki hiçbir Avrupa takımı vermez. Hiçbir Avrupa takımı -seviyesi ne olursa olsun- deplasmanda 0-1 önde olduğu bir maçta kendi ceza sahasının penaltı noktası üzerinde rakibi bomboş bırakıp şut çekmesine izin vermez. Ne yazık ki Galatasaray bunu yaptı. Hem de 2 kez! Hem de 3 dakika bile aralarında olmaksızın. 0-1 önde götürdüğün bir karşılaşmada bir takım nasıl savunmada böyle hazırlıksız yakalanabilir? Nasıl böylesine zor durumlara düşer. Rakip Astana değil de biraz daha deneyimli bir takım olsa zaten o golleri çok daha önce, çok daha rahat bir şekilde bulabilirdi.
Bu iş teknik, taktik, oyuncu meselesi değil. Çok açık ve net.
Elinde Sneijder var, adamı sol açığa hapsediyorsun. Elinde Podolski var sağ açıkta oynatıp bir şeyler elde etmeye çalışıyorsun. Neyin kafasını yaşıyorsun? Neyin macerasını arıyorsun! Senin elinde Sneijder varsa onu başta 10 numaralı yere yazacaksın, ondan sonra takımı dizeceksin. Sneijder taç çizgisinde topu, rakibi kovalamaktan ileride sana yarar sağlayamıyor.
Denayer: Denayer gibi iyi bir savuma oyuncusu alıyorsun, adam ben stoperim demesine karşın sağ beke koymaya çalışıyorsun. Olmuyor işte, gitmiyor. Beğenmediğimiz Sabri oynadığı karşılaşmalarda şu ana kadar 3 asisti çoktan yaptı bile. Denayer'den bunu bekleyemezsin. Denayer'i stopere koy, bitsin gitsin. Ha diyelim ki senin sağ bek eksiğin vardı. O zaman da gider gerçek bir sağ bek alırdın, onu oynatırdın. Devşir devşir nereye kadar?
Keza, Umut Bulut: Ülkemizde yeni türeyen bir adet var. Forvet oyuncusunu sağ veya sol açıkta kullanmak. Kim bunu akıl etmişse ona buradan selamlarımı gönderiyorum! Olmuyor işte kardeşim, olmuyor. Adam forvet nasılsa açıkta oynar diye bir kural yok. Umut Bulut'tan sağ açıkta ne yarar bekliyorsun ki? Bu işi başlatan da Aykut Kocaman'ın Niang'ı sol açıkta oynatması oldu sanırım. Ondan sonra bu iş patladı gitti. Sow mu sol açık oynamadı, Burak mı sağ açık oynatmaya çalışılmadı. Değme gitsin.
Koy herkesi kendi yerine, bırak takım rahatlasın, topunu oynasın. Yok eğer kadro kurmakta zorlanıyorum diyorsan o zaman da oyuncunu yedek bırakmasını öğren kardeşim.
Neyse, bu beraberlik benim beklediğim bir sonuçtu ancak Benfica'nın Athletico Madrid'i deplasmanda yenmesi benim için büyük sürpriz oldu. Bu akşamki sonuçların ardından bana göre Galatasaray'ın gruptan çıkma diye bir şansı kalmamıştır. Bu geceden sonra Galatasaray'ın amacı bir kazaya uğramadan Astana'yı geçerek grubu 3. sırada bitirmeyi başarmak olmalıdır. Bekleyip göreceğiz...
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder